İstanbul İlim ve Kültür Vakfı
Sayfa 334 / 656
334

tam serbestiyetine karar vermenizi, hakikat-i adâlet nâmına sizden bekliyoruz. Yoksa münâsebetimle hapse giren beş-on adam arkadaşımın gitmesiyle beraber size haber veriyorum ki; beni en büyük cezaya çarpacak bir suç işleyip bu çeşit hayattan vedâ edeceğime mecbur eden bir fikir kalbime gelmiş. Şöyle ki:

Hükûmet beni tam himâye ve bana yardım etmek, milletin maslahatına ve vatanın menfaatine çok lüzumu varken, beni sıkması îmâ eder ki; kırk seneden beri, benim ile mücâdele eden gizli zındıka komitesiyle şimdi onlara iltihak eden komünist komitesinden bir kısmı, ehemmiyetli birer resmî makam elde ederek karşıma çıkıyorlar. Hükûmet ise, ya bilmiyor veya müsâade ediyor diye çok emâreler bana endişe veriyor...

Reis Bey! Müsâadenizle çok hayret ettiğim bir şeyi soracağım. Neden hiç siyasete karışmadığım hâlde, ehl-i siyaset beni bütün hukuk-u medeniyeden ve hukuk-u hürriyetten, belki hukuk-u hayattan iskàt ediyorlar? Hattâ, yüz cinayeti bulunan gibi, beni üç buçuk ay tecrid-i mutlak içinde hayatıma sû-i kasd edenler; onbir defa zehirleyen gizli düşmanlarımın şerrinden beni muhâfazaya çalışan çok dikkatli kardeşlerimin ve sâdık hizmetçilerimin de benim ile temâslarını yasak etmişler ve ihtiyarlık ve gurbet ve hastalık içinde, yalnızlığımdan dâimî ünsiyet ettiğim mübârek ve zararsız kitaplarımın mütâlaasından dahi beni mahrum etmişler!?

Müddeiumuma çok ricâ ettim ki, bana bir kitabımı ver. Va'dettiği hâlde vermedi. Yalnız olarak büyük, kilitli, soğuk bir koğuşta meşgalesiz durmağa mecbur edip alâkadar memurları ve hademeleri bana karşı dostluk ve tesellî vermek yerinde âdeta adâvetkârâne bakmağa teşvik ediyorlar. Bir küçük nümûnesi şudur: Müdüre, müddeiumuma, mahkeme reisine bir istid'a yazdım. Bir kardeşime gönderdim, tâ bilmediğim yeni hurûfla yazsın ve yazıldı, onlara verildi. Güyâ büyük bir suç işlemişim diye benim pencerelerimi mıhladılar. Ve duman beni sıkıyordu, bir pencereyi bırakmadım ki mıhlanmasın. Şimdi onu da mıhladılar. Hem hapis usûlü tecrid onbeş gün kadar olduğu hâlde, beni üç buçuk ay tecrid-i mutlakta hiçbir arkadaşımla temâs ettirmediler. Hem üç aydan beri benim aleyhimde kırk sahifelik bir iddianâme yazılıp bana gösterildi. Yeni hurûfu bilmediğimden, hem rahatsız ve hattım çok noksan olmasından çok ricâ ettim ki, “Bana biri iddianâmeyi okuyacak ve dilimi bilen talebelerimden benim i'tirâznâmemi yazacak iki adama izin veriniz.” dedim; izin vermediler. Dediler: “Avukat gelsin, okusun.” Sonra onu da bırakmadılar. Yalnız bir kardeşe dediler ki: “Eski hurûfa çevir, ona ver.” Hâlbuki, o kırk sahifeyi yazmak altı-yedi günde ancak olur. Bir saatte bana okumak işini, altı-yedi güne kadar uzatmak, tâ benimle kimse temâs etmesin fikri ise, pek dehşetli bir istibdâd ile benim bütün hukuk-u müdafaamı iskàt etmektir.

4–6 Ekim 2026 · İstanbul

13. Uluslararası Bediüzzaman Sempozyumu

Sempozyum programı, tebliğler ve kayıt bilgileri için sempozyum sitesini ziyaret edin.