ve manevî yardımlarını bu memleketteki millete kazandıracak çareleri bulmak ki, en kuvvetli çare ve vesile Risale-i Nur olduğuna bir emâresi şudur:
Bu sene Mekke-i Mükerreme’de gayet büyük bir âlim hem Hind lisânına, hem Arab lisânına Nurun büyük mecmualarını tercüme edip Hindistan’a ve Arabistan’a göndererek “En kuvvetli nokta-i istinâdımız olan vahdet ve uhuvvet-i İslâmiyeyi te'mine çalıştığı gibi, Türk milletinin dâima dinde ve îmânda ileri olduğunu Nur Risaleleri ile gösteriyor.” demişler.
Hem beklerdim ki; “vatanımızda anarşiliğe inkılâb eden komünist tehlikesine karşı Nurların hizmeti ne derecededir ve bu mübârek vatan bu dehşetli seyelândan nasıl muhâfaza edilecek?” gibi dağ misillû mes'elelerin sorulmasının lüzumu varken, sinek kanadı kadar ehemmiyeti olmayan ve hiçbir medâr-ı mes'ûliyet olmayan cüz'î ve şahsî ve garazkârların iftiralarıyla habbe, kubbeler yapılmış mes'eleler için bu ağır şerâit altında hiç ömrümde çekmediğim bir perîşaniyetime sebebiyet verildi. Bize üç mahkemenin sorduğu ve berâet verdiği aynı mes'elelerden ve âdi ve şahsî bir-iki mes'ele için mânâsız suâller edildi.
Beşincisi: Risale-i Nurla mübâreze edilmez, o mağlûb olmaz. Yirmi senedir en muannid feylesofları susturuyor. Îmân hakikatlerini güneş gibi gösteriyor. Bu memlekette hükmeden, onun kuvvetinden istifade etmek gerektir.
Altıncısı: Benim ehemmiyetsiz şahsımın kusurlarıyla beni çürütmek ve ihanetlerle nazar-ı âmmeden düşürmek; Risale-i Nura zarar vermez, belki bir cihette kuvvet verir. Çünkü; benim bir fânî dilime bedel Risale-i Nurun yüzbin nüshalarının bâkî dilleri susmaz, konuşur. Ve hàlis talebeleri, binler kuvvetli lisânlar ile o kudsî ve küllî vazife-i Nuriyeyi şimdiye kadar olduğu gibi, inşâallâh kıyâmete kadar devam ettirecekler.
Yedincisi: Sâbık mahkemelerde da'vâ ettiğim ve hüccetlerini gösterdiğimiz gibi; bizim gizli düşmanlarımız ve hükûmeti iğfal ve bir kısım erkânını evhâmlandıran ve adliyeleri aleyhimize sevk eden resmî ve gayr-ı resmî muârızlarımız, ya gayet fenâ bir sûrette aldanmış veya aldatılmış veya anarşilik hesabına gayet gaddâr bir ihtilâlcidir veya İslâmiyete ve hakikat-i Kur'âna karşı mürtedâne mücâdele eden bir dessâs zındıktır ki; bize hücum etmek için istibdâd-ı mutlaka cumhûriyet nâmını vermekle, irtidad-ı mutlakı rejim altına almakla, sefâhet-i mutlaka medeniyet nâmını takmakla, cebr-i keyfî-i küfriye kanun nâmını vermekle; hem bizi perîşan, hem hükûmeti iğfal, hem adliyeyi bizimle mânâsız meşgul eylediler. Onları Kahhâr-ı Zülcelâl’in kahrına havâle edip, kendimizi onların şerrinden muhâfaza için ﴾ حَسْبُنَا اللّٰهُ وَنِعْمَ الْوَك۪يلُ ﴿ kalesine ilticâ ederiz.
