kanun ile değil de, yalnız kanâat-ı vicdâniye ile yüz şâkird içinde beş-on şâkirde altışar ay ceza verdiler ki; tedkik zamanına kadar dört buçuk ay mevkuf, yani bir buçuk ay hapis kaldıkları ve on sene sonra Denizli Mahkemesi yine dokuz ay cem'iyetçilik ve tarîkatçılık gibi birkaç bahâne ile yirmi senelik bütün mektûbat ve te'lifâtlarını inceden inceye tedkik ile beraber, Ankara’nın Ağır Ceza Mahkemesine beş sandık kitapları gönderdikleri ve iki sene o kitaplar ve mektûblar, Ankara ve Denizli Mahkemelerinde tedkikten geçtikleri hâlde, o mahkemeler ittifakla cem'iyetçilik, tarîkatçılık (Hâşiye) [^3] vesâir bahâneler cihetinde berâet kararı verip o kitab ve mektûbları aynen sâhiblerine iâde ve Said’i arkadaşlarıyla beraber berâet ettirdikleri hâlde, bir siyâsî cem'iyetçi nazarıyla ve entrikacı bir adam tarzında Onu ittiham etmek ve adliye memurlarını onun aleyhinde tarîkat noktasında sevketmek, ne kadar kanunsuz olduğunu insaniyeti sukùt etmeyen bilir.
[^3]: (Hâşiye) Nurların esâsı ve hedefi, îmân-ı tahkîkî ve hakikat-i Kur'âniyedir. Onun için üç mahkeme tarîkat noktasında berâet vermişler. Hem bu yirmi senede hiçbir adam dememiş: "Said bana tarîkat vermiş." Hem bin seneden beri, bu milletin ekser ecdâdı bağlandığı bir meslek, sebeb-i mes'ûliyet olamaz. Hem gizli münâfıklar Hakikat-i İslâmiyete tarîkat nâmını takıp, bu milletin dinine taarruz ettiklerine karşı gâlibâne mukàbele edenler, tarîkatla ittiham edilmezler. Cem'iyet ise, uhuvvet-i İslâmiye cihetinde bir uhrevî kardeşliktir. Yoksa siyâsî cem'iyet olmadığına, üç mahkeme hüküm vermişler. O cihette berâet ettirmişler.
Beşincisi: Benim ve Risale-i Nurun mesleğinin esâsı ve otuz seneden beri bir düstur-u hayatım olan Şefkat itibariyle; bir masûma zarar gelmemek için, bana zulmeden cânîlere, değil ilişmek; belki bedduâ ile de mukàbele edemiyorum. Hattâ en şiddetli bir garaz ile bana zulmeden bazı fâsık, belki dinsiz zâlimlere hiddet ettiğim hâlde değil maddî, belki bedduâ ile de mukàbeleden beni o şefkat men'ediyor. Çünkü; o zâlim gaddârın, ya peder ve vâlidesi gibi ihtiyar bîçârelere veya evlâdı gibi masûmlara maddî zarar gelmemek için, o dört-beş masûmların hâtırına binâen o zâlim gaddâra ilişmiyorum. Bazen de hakkımı helâl ediyorum. İşte bu sırr-ı şefkat içindir ki; idare ve âsâyişe kat'iyyen ilişmediğim gibi, bütün arkadaşlarıma o derece tavsiye etmişim ki, üç vilâyetin insaflı zâbıtalarının bir kısmı itiraf etmişler ki: “Bu Nur şâkirdleri manevî bir zâbıtadır; idare ve âsâyişi muhâfaza ediyorlar.” dedikleri ve bu hakikate binler şâhid ve yirmi sene hayatıyla tasdikleri ve binler şâkirdlerin de zâbıtaca hiçbir vukûât kaydetmemeleri ile te'yid ettikleri hâlde, o bîçâre adamın ihtilâlci ve insafsız bir komiteci gibi menzilini basmak ve insafsız adamlar ona ihanet etmek ve menzilinde bir şey bulamamakla beraber, yüz cinayeti bulunan bir adam gibi hattâ gayet kıymetdâr ve antika ve
