Sâniyen: ﴾ وَيُؤْمِنْ بِاللّٰهِ فَقَدِ اسْتَمْسَكَ بِالْعُرْوَةِ الْوُثْقٰى ﴿ Bu iki kudsî cümleler, kuvvetli münâsebet-i maneviye ile beraber makam-ı cifrî ve ebcedî hesabıyla birincisi, Risaletü'n-Nurun ismine; ikincisi, onun tahakkukuna ve tekemmülüne ve parlak fütûhâtına ma'nen ve cifren tam tamına tetâbukları bir emâredir ki; Risaletü'n-Nur bu asırda, bu tarihte bir “Urvetü'l-Vüskà”dır. Yani çok muhkem kopmaz bir zincir ve bir “Hablullâh”tır. Ona elini atan, yapışan, necât bulur diye mânâ-yı remziyle haber verir.
Sâlisen: ﴾ اَللّٰهُ وَلِىُّ الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا ﴿ cümlesi hem mânâ, hem cifir ile Risaletü'n-Nura bir remzi var. Şöyle ki: ………………
[Bu makamda perde indi, yazmaya izin verilmedi. Başka zamana te'hir edildi.]
﴿ سُبْحَانَكَ لَاعِلْمَ لَنَٓا اِلَّا مَاعَلَّمْتَنَٓا اِنَّكَ اَنْتَ الْعَل۪يمُ الْحَك۪يمُ ﴾
Hâşiye : Bu nüktenin bâkî kısmı şimdilik yazdırılmadığının sebebi, bir derece dünyaya, siyasete temâsıdır. Biz de bakmaktan memnû'uz.
Evet, ﴾ اِنَّ الْاِنْسَانَ لَيَطْغٰى ﴿ bu tâğûta bakar ve baktırır...
Said Nursî ∗∗∗
