İstanbul İlim ve Kültür Vakfı
Sayfa 224 / 656
224

İkinci bir küllî meyvesine, Yirmidördüncü ve “elif”ler kerâmetini gösteren Yirmidokuzuncu Sözler işâret edip parlak bir sûrette meleklerin vücûdunu ve vazifesini isbât etmişler. Evet kâinâtın her tarafında, cüz'î ve küllî herşeyde, her nev'ide, kendini tanıttırmak ve sevdirmek içinde merhametkârâne bir haşmet-i rubûbiyet, elbette o haşmete, o merhamete, o tanıttırmaya, o sevdirmeye karşı şükür ve takdis içinde bir geniş ve ihâtalı ve şuûrkârâne bir ubûdiyetle mukàbele etmesi lâzım ve kat'îdir. Ve şuûrsuz cemâdât ve erkân-ı azîme-i kâinât hesabına o vazifeyi, ancak hadsiz melekler görebilir ve o saltanat-ı rubûbiyetin; her tarafta.. Serâ’da, Süreyyâ’da, zeminin temelinde, dışında hakîmâne ve haşmetkârâne icraatını onlar temsîl edebilirler.

Meselâ, felsefenin rûhsuz kanunları pek karanlık ve vahşetli gösterdikleri hilkat-i arziye ve vaziyet-i fıtriyesini, bu meyve ile nurlu, ünsiyetli bir tarzda “Sevr” ve “Hût” nâmlarındaki iki meleğin omuzlarında, yani nezâretlerinde ve Cennetten getirilen ve fânî küre-i arzın bâkî bir temel taşı olmak, yani ileride bâkî Cennete bir kısmını devretmeğe bir işâret için Sahret nâmında uhrevî bir madde, bir hakikat gönderilip Sevr ve Hût meleklerine bir nokta-i istinâd edilmiş diye Benî-İsrail’in eski Peygamberlerinden rivâyet var ve İbn-i Abbâs’tan dahi mervîdir. Maatteessüf bu kudsî mânâ, mürûr-u zamanla bu teşbih, avâmın nazarında hakikat telâkki edilmekle aklın haricinde bir sûret almış. Mâdem melekler havada gezdikleri gibi toprakta ve taşta ve yerin merkezinde de gezerler; elbette onların ve küre-i arzın, üstünde duracak cismânî taş ve balığa ve öküze ihtiyaçları yoktur.

Hem meselâ küre-i arz, küre-i arzın nev'ileri adedince başlar ve o nev'ilerin ferdleri sayısınca diller ve o ferdlerin a'zâ ve yaprak ve meyveleri mikdarınca tesbihâtlar yaptığı için elbette o haşmetli ve şuûrsuz ubûdiyet-i fıtriyeyi bilerek, şuûrdârâne temsîl edip Dergâh-ı İlâhiyeye takdim etmek için kırkbin başlı ve her başı kırkbin dil ile ve herbir dil ile kırkbin tesbihât yapan bir melek-i müekkeli bulunacak ki, ayn-ı hakikat olarak muhbir-i sâdık haber vermiş. Ve hilkat-i kâinâtın en ehemmiyetli neticesi olan insanlarla münâsebât-ı Rabbâniyeyi tebliğ ve izhâr eden Cebrâil Aleyhisselâm ve zîhayat âleminde en haşmetli ve en dehşetli olan diriltmek ve hayat vermek ve ölümle terhis etmekteki Hàlıka mahsûs olan icraat-ı İlâhiyeyi, yalnız temsîl edip ubûdiyetkârâne nezâret eden İsrâfil Aleyhisselâm ve Azrâil Aleyhisselâm ve hayat dâiresinde rahmetin en cem'iyetli, en geniş, en zevkli olan rızıktaki ihsânat-ı Rahmâniyeye nezâretle beraber şuûrsuz şükürleri şuûr ile temsîl eden Mîkâil Aleyhisselâm gibi meleklerin pek acîb mâhiyette olarak bulunmaları ve vücûdları ve rûhların bekàları, saltanat ve haşmet-i Rubûbiyetin muktezâsıdır. Onların ve herbirinin mahsûs tâifelerinin vücûdları, kâinâtta güneş gibi görünen saltanat ve haşmetin

4–6 Ekim 2026 · İstanbul

13. Uluslararası Bediüzzaman Sempozyumu

Sempozyum programı, tebliğler ve kayıt bilgileri için sempozyum sitesini ziyaret edin.