İstanbul İlim ve Kültür Vakfı
Sayfa 214 / 656
214

Hem meselâ; Asâ-yı Mûsa gibi çok hikmetler ve fâideleri bulunan Kıssa-i Mûsa’nın (A.S.) ve sâir enbiyânın kıssalarını çok tekrarında, risalet-i Ahmediye’nin hakkâniyetine bütün enbiyânın nübüvvetlerini hüccet gösterip onların umumunu inkâr edemeyen, bu Zât’ın risaletini hakikat noktasında inkâr edemez, hikmetiyle ve herkes her vakit bütün Kur'ânı okumaya muktedir ve muvaffak olamadığından, herbir uzun ve mutavassıt sûreyi birer küçük Kur'ân hükmüne getirmek için ehemmiyetli erkân-ı îmâniye gibi o kıssaları tekrar etmesi, değil isrâf, belki muktezâ-yı belâğattır ve hâdise-i Muhammediye, bütün Benî Âdemin en büyük hâdisesi ve kâinâtın en azametli mes'elesi olduğunu ders vermektir.

Evet, Kur'ânda Zât-ı Ahmediyeye en büyük makam vermek ve dört erkân-ı îmâniyeyi içine almakla لَااِلٰهَاِلَّااللّٰهُ rüknüne denk tutulan مُحَمَّدٌ رَسُولُ اللّٰهِ ve Risalet-i Muhammediye kâinâtın en büyük hakikati ve Zât-ı Ahmediye bütün mahlûkatın en eşrefi ve Hakikat-i Muhammediye tâbir edilen küllî şahsiyet-i maneviyesi ve makam-ı kudsîsi, iki cihanın en parlak bir güneşi olduğuna ve bu hàrika makama liyâkatine dair pekçok hüccetleri ve emâreleri, kat'î bir sûrette Risalei'n-Nurda isbât edilmiş. Binden birisi şudur ki: اَلسَّبَبُ كَالْفَاعِلِ düsturuyla; bütün ümmetinin, bütün zamanlarda işlediği hasenâtın bir misli Onun defter-i hasenâtına girmesi ve bütün kâinâtın hakikatlerini, getirdiği nur ile nurlandırması, değil yalnız cin, ins, melek ve zîhayatı, belki kâinâtı, semâvât ve arzı minnetdâr eylemesi ve isti'dat lisânıyla nebâtâtın duâları ve ihtiyac-ı fıtrî diliyle hayvanatın duâları, gözümüz önünde bilfiil kabûl olmasının şehâdetiyle milyonlar, belki rûhânilerle beraber milyarlar fıtrî ve reddedilmez duâları makbûl olan sulehâ-yı ümmeti her gün o Zât’a salât ve selâm ünvânı ile rahmet duâları ve manevî kazançlarını en evvel o Zât’a bağışlamaları ve bütün ümmetce okunan Kur'ânın üçyüzbin hurûfunun, herbirisinde on sevâbdan tâ yüz, tâ bin hasene ve meyve vermesinden –yalnız kırâat-ı Kur'ân cihetiyle– defter-i a'mâline hadsiz nurlar girmesi haysiyetiyle, o Zât’ın şahsiyet-i maneviyesi olan Hakikat-i Muhammediye istikbâlde bir şecere-i tûbâ-i Cennet hükmünde olacağını Allâmü'l-Guyûb bilmiş ve görmüş, o makama göre Kur'ânında o azîm ehemmiyeti vermiş ve Fermânında Ona tebaiyeti ve Sünnet-i Seniyesine ittibâ' ile şefâatine mazhariyeti en ehemmiyetli bir mes'ele-i insaniye göstermiş ve o haşmetli şecere-i tûbânın bir çekirdeği olan şahsiyet-i beşeriyetini ve bidâyetteki vaziyet-i insaniyesini ara sıra nazara almasıdır.

İşte Kur'ânın tekrar edilen hakikatleri bu kıymette olduğundan, tekrârâtında kuvvetli ve geniş bir mu'cize-i maneviye bulunmasına fıtrat-ı selîme

4–6 Ekim 2026 · İstanbul

13. Uluslararası Bediüzzaman Sempozyumu

Sempozyum programı, tebliğler ve kayıt bilgileri için sempozyum sitesini ziyaret edin.