İstanbul İlim ve Kültür Vakfı
Sayfa 203 / 656
203

birer muntazam ordu gibi beraber techiz ve idare eden ve emir ve irâdesi dâiresinde mütemâdiyen bir ulvî manevra içinde ta'lim ve tavzifatla fa'âliyete ve seyir ve cevelâna ve ubûdiyetkârâne bir resm-i küşâde ve seyahate getiren ezelî ve bâkî bir saltanat-ı rubûbiyet ve ebedî ve dâimî bir hâkimiyet-i ulûhiyet, hiç mümkün müdür ve hiç akıl kabûl eder mi ve hiçbir ihtimal var mı ki, o ebedî ve sermedî ve bâkî ve dâimî saltanatın bâkî bir makarrı ve dâimî bir medârı ve sermedî bir mazharı olan dâr-ı âhiret olmasın? Bin defa hâşâ!

Demek Cenâb-ı Hakk’ın saltanatı ve rubûbiyeti ve –Yedinci Mes'ele’de beyân edildiği gibi– ekser isimleri ve vücûb-u vücûdunun hüccetleri, âhirete şehâdet ederler ve isterler. Ve bu kutb-u îmânî ne kadar kuvvetli bir nokta-i istinâdı var.. gör, bil, görür gibi inan.

Hem nasıl îmân-ı billâh âhiretsiz olmaz; öyle de, Onuncu Söz’de kısa işâretlerle beyân edildiği gibi, hiçbir cihette mümkün müdür ve hiç akıl kabûl eder mi ki, ulûhiyet ve ma'bûdiyetin tezâhürü için bu kâinâtı öyle bir mücessem kitab-ı samedânî ki, her sahifesi bir kitab kadar ve her satırı bir sahife kadar mânâları ifâde eder ve öyle cismânî bir Kur'ân-ı sübhânî ki, herbir âyet-i tekvîniyesi ve herbir kelimesi, hattâ herbir noktası, herbir harfi birer mu'cize hükmündedir. Ve öyle muhteşem ve içi hadsiz âyâtla ve mânidâr nakışlarla tezyîn edilmiş bir mescid-i Rahmânîdir ki; herbir köşesinde bir tâife, bir nev' ibâdet-i fıtriye ile iştigâl eder bir şekilde halkeden bir Allah, bir Ma'bûd-u bilhak, o kitab-ı kebîrin mânâlarını ders verecek üstadları ve o Kur'ân-ı samedânînin âyetlerini tefsir edecek müfessirleri elçi olarak göndermesin.. ve o mescid-i ekberde hadsiz tarzlarda ibâdet edenlere imâmları ta'yin etmesin.. ve o üstadlara ve müfessirlere ve imâmlara fermânları vermesin!.. Hâşâ, yüzbin hâşâ!

Hem cemâl-i rahmetini ve hüsn-ü şefkatini ve kemâl-i rubûbiyetini zîşuûrlara göstermek ve onları şükre ve hamde sevketmek için bu kâinâtı öyle bir ziyâfetgâh ve bir teşhîrgâh ve öyle bir seyrangâh ki; hadsiz çeşit çeşit, lezîz ni'metler ve gayet antika, hadsiz hàrika san'atlar içinde dizilmiş bir tarzda halkeden bir Sâni'-i Rahîm ve Kerîm, hiç mümkün müdür ve hiç akıl kabûl eder mi ki; o ziyâfetgâhtaki zîşuûr mahlûklar ile konuşmasın ve onlara o ni'metlere mukâbil elçileri vâsıtasıyla vazife-i teşekküriyeyi ve tezâhür-ü rahmetine ve sevdirmesine karşı vazife-i ubûdiyeti bildirmesin!.. Hâşâ, binler hâşâ!

Hem hiç mümkün müdür?.. Bir Sâni' san'atını sever, beğendirmek ister; hattâ ağızların bin çeşit zevklerini nazara alması delâletiyle, takdir ve tahsinler ile karşılanmak arzu eder ve herbir san'atıyla kendini hem tanıttırmak, hem sevdirmek, hem bir çeşit manevî cemâlini göstermek ister bir tarzda bu kâinâtı antika san'atlarla süslendirdiği hâlde, kâinâttaki zîhayatın

4–6 Ekim 2026 · İstanbul

13. Uluslararası Bediüzzaman Sempozyumu

Sempozyum programı, tebliğler ve kayıt bilgileri için sempozyum sitesini ziyaret edin.