ziyâfetler vermekle هُوَ الظَّاهِرُ ismini, meyveleri, çiçekleri, taamları sayısınca lisânlarıyla zikredip medh ü senâ eder, gündüz gibi ﴾ وَاِذَا الصُّحُفُ نُشِرَتْ ﴿ hakikatini gösterir.
Bu haşmetli ağacın bâtını ise, hadsiz ve hesaba gelmez muntazam makineleri ve mîzanlı fabrikaları kemâl-i dikkat ve intizamla işlettiren öyle bir kazan ve tezgâhtır ki, bir dirhemden bin batman taamları pişirir, açlara yetiştirir. Ve öyle bir mîzan ve dikkatle işler ki, zerre kadar tesâdüfün karışmasına bir yer bırakmıyor. هُوَ الْبَاطِنُ ismini zeminin iç yüzüyle yüzbin dil ile tesbih eden bazı melâike gibi yüzbin tarzlarda ilân edip isbât eder.
Hem arz, senevî hayatı haysiyetiyle bir ağaç olduğu ve o dört isim içinde Hafîziyeti ve onunla haşir kapısına bir anahtar yaptığı gibi, aynen öyle de; dehrî ve dünya hayatı cihetiyle yine meyveleri âhiret pazarına gönderilen bir muntazam ağaçtır. Ve o dört isme öyle bir mazhar, bir âyine ve âhirete giden bir yol açar ki, genişliğini ihâtaya ve tâbire aklımız kâfî gelmiyor. Yalnız bu kadar deriz:
Nasıl ki bir saatin sâniyeleri ve dakikaları ve saatleri ve günleri sayan haftalık saatin milleri birbirine benzer, birbirini isbât eder. Sâniyelerin hareketini gören, sâir çarkların hareketlerini tasdik etmeğe mecbur olur. Aynen öyle de; semâvât ve arzın Hàlık-ı Zülcelâl’inin bir saat-ı ekberi olan bu dünyanın sâniyelerini sayan günler ve dakikalarını hesab eden seneler ve saatlerini gösteren asırlar ve günlerini bildiren devirler birbirine benzer, birbirini isbât eder. Ve bu gecenin sabahı ve bu kışın baharı kat'iyyetinde fânî dünyanın karanlıklı kışının bâkî bir baharı ve sermedî bir sabahı geleceğini hadsiz emârelerle haber verir diye, Hafîz ismi ile هُوَ الْاَوَّلُ وَالْآخِرُ وَالظَّاهِرُ وَالْبَاطِنُ isimleri, biz Hàlık’ımızdan sorduğumuz haşir mes'elesine, mezkûr hakikatle cevab veriyorlar.
Hem mâdem gözümüzle görüyoruz ve aklımızla anlıyoruz ki: İnsan şu kâinât ağacının en son ve en cem'iyetli meyvesi.. ve Hakikat-i Muhammediye Aleyhissalâtü Vesselâm cihetiyle çekirdek-i aslîsi.. ve kâinât Kur'ânının âyet-i kübrâsı.. ve ism-i a'zamı taşıyan âyete'l-kürsîsi.. ve kâinât sarayının en mükerrem misâfiri.. ve o saraydaki sâir sekenelerde tasarrufa me'zun en fa'âl memuru.. ve kâinât şehrinin zemin mahallesinin bahçesinde ve tarlasında, vâridât ve sarfiyatına ve zer' ve ekilmesine nezârete memur.. ve yüzer fenler ve binler san'atlarla techiz edilmiş en gürültülü ve mes'ûliyetli nâzırı.. ve kâinât ülkesinin arz memleketinde, Pâdişah-ı Ezel ve Ebedin gayet dikkat altında bir müfettişi, bir nev'i
