İstanbul İlim ve Kültür Vakfı
Sayfa 181 / 656
181

Hem mâdem bütün zîhayat mahlûkların, elleri yetişmediği ve iktidarları dâiresinde olmayan bütün hâcâtlarını, bütün fıtrî matlablarını bir nev'i duâ bulunan isti'dâd-ı fıtrî ve ihtiyac-ı zarûrî dilleriyle istedikleri vakitte, gayet rahîm ve işitici ve şefkatli bir dest-i gaybî tarafından verildiğinden ve ihtiyarî olan daavât-ı insaniyenin, hususan hàvâsların ve nebîlerin duâlarının on adedden altı-yedisi hilâf-ı âdet makbûl olmasından kat'î anlaşılıyor ki; her dertlinin âhını, her muhtacın duâsını işiten ve dinleyen bir semi' ve mucîb perde arkasında var, bakar ki; en küçük bir zîhayatın en küçük bir ihtiyacını görür ve en gizli bir âhını işitir, şefkat eder, fiilen cevab verir, memnun eder. Elbette ve herhalde hiçbir şübhe ihtimali kalmaz ki; mahlûkların en ehemmiyetlisi olan nev'-i insanın en ehemmiyetli ve umumî ve umum kâinâtı ve umum esmâ ve sıfât-ı İlâhiyeyi alâkadar eden bekà-i uhreviyeye ait duâlarını içine alan ve nev'-i insanın güneşleri ve yıldızları ve kumandanları olan bütün Peygamberleri arkasına alıp onlara duâsına “âmîn, âmîn” dedirten ve ümmetinden her gün her ferd-i mütedeyyin, hiç olmazsa kaç defa ona salavât getirmekle onun duâsına “âmîn, âmîn” diyen ve belki bütün mahlûkat o duâsına iştirâk ederek “Evet ya Rabbenâ!. İstediğini ver; biz de onun istediğini istiyoruz!” diyorlar. Bütün bu reddedilmez şerâit altında bekà-i uhrevî ve saâdet-i ebediye için Muhammed Aleyhissalâtü Vesselâm’ın –haşrin hadsiz esbâb-ı mûcibesinden– yalnız tek duâsı, Cennetin vücûduna ve baharın icâdı kadar kudretine kolay olan âhiretin icâdına kâfî bir sebebdir diye Mucîb ve Semi' ve Rahîm isimleri bizim suâlimize cevab veriyorlar.

Hem mâdem, gündüz bedâhetle güneşi gösterdiği gibi, zemin yüzünde, mevsimlerin tebeddülünde küllî ölmek ve dirilmekte, perde arkasında bir mutasarrıf; gayet intizamla koca küre-i arzı bir bahçe, belki bir ağaç kolaylığında ve intizamında ve azametli baharı bir çiçek sühûletinde ve mîzanlı zînetinde ve zemin sahifesinde üçyüz bin haşir ve neşrin nümûne ve misâllerini gösteren üçyüz bin kitab hükmündeki nebâtât ve hayvanat tâifelerini (onda) yazar, beraber ve birbiri içinde şaşırmayarak, karışık iken karıştırmayarak, birbirine benzemekle beraber iltibassız, sehivsiz, hatâsız, mükemmel, muntazam, mânidâr yazan bir kalem-i kudret, bu azameti içinde hadsiz bir rahmet, nihâyetsiz bir hikmet ile işlediği gibi; koca kâinâtı bir hânesi misillû insana musahhar ve müzeyyen ve tefriş etmek ve o insanı halife-i zemin ederek ve dağ ve gök ve yer tahammülünden çekindikleri emânet-i kübrâyı ona vermesi ve sâir zîhayatlara bir derece zâbitlik mertebesiyle mükerrem etmesi ve Hitâbât-ı Sübhâniyesine ve sohbetine müşerref eylemesi ile fevkalâde bir makam verdiği ve bütün semâvî fermânlarda ona saâdet-i ebediyeyi ve bekà-i uhreviyeyi kat'î va'd ve ahdettiği hâlde, elbette ve hiçbir şübhe olmaz ki; bahar kadar kudretine kolay gelen dâr-ı saâdeti o mükerrem ve müşerref insanlar için açacak ve

4–6 Ekim 2026 · İstanbul

13. Uluslararası Bediüzzaman Sempozyumu

Sempozyum programı, tebliğler ve kayıt bilgileri için sempozyum sitesini ziyaret edin.