İkinci cemâat ve hey'et, ellerinde terbiyenâmeler ve helâl yemekler ve mübârek şerbetler var. Bize hediye veriyorlar ve bil'ittifak beraber, pek ciddi ve kat'î diyorlar ki:
“Eğer o evvelki hey'etin sizi tecrübe için verilen hediyelerini alsanız, yeseniz; bu gözümüz önündeki şu darağaçlarda başka gördükleriniz gibi asılacaksınız. Eğer bizim bu memleket Hâkiminin fermânıyla getirdiğimiz hediyeleri evvelkinin yerine kabûl edip ve terbiyenâmelerdeki duâları ve evrâdları okusanız, o asılmaktan kurtulacaksınız. O piyango dâiresinde ihsân-ı şâhâne olarak herbiriniz milyon altun biletini alacağınızı, görür gibi ve gündüz gibi inanınız. Eğer o haram ve şübheli ve zehirli tatlıları yeseniz, asılmağa gittiğiniz zamana kadar dahi o zehirin sancısını çekeceğinizi, bu fermânlar ve bizler müttefikan size kat'î haber veriyoruz” diyorlar.
İşte bu temsîl gibi, her vakit gördüğümüz ecel darağacının arkasında mukadderât-ı nev'-i beşer piyangosundan ehl-i îmân ve tâat için –hüsn-ü hâtime şartıyla– ebedî ve tükenmez bir hazinenin bileti çıkacağını; yüzde yüz ihtimal ile sefâhet ve haram ve i'tikàdsızlık ve fıskta devam edenler –tevbe etmemek şartıyla– ya i'dâm-ı ebedî (âhirete inanmayanlara) veya dâimî ve karanlık haps-i münferid (bekà-i rûha inanan ve sefâhette gidenlere) ve şekàvet-i ebediye i'lâm’ını alacaklarını yüzde doksandokuz ihtimal ile kat'î haber veren, başta ellerinde nişane-i tasdik olan hadsiz mu'cizeler bulunan yüzyirmidört bin Peygamberler ve onların verdikleri haberlerin izlerini ve –sinemada gibi– gölgelerini, keşf ile, zevk ile görüp tasdik ederek imza basan yüzyirmidört milyondan ziyâde evliyâlar (Kaddesallâhu Esrârahüm) ve o iki kısım meşâhir-i insaniyenin haberlerini aklen kat'î bürhânlarla ve kuvvetli hüccetlerle –fikren ve mantıken– yakìnî bir sûrette isbât ederek tasdik edip imza basan milyarlar gelen geçen muhakkìkler (∗) [^1] , müçtehidler ve sıddıkînler; bil'icmâ, mütevâtiren nev'-i insanın güneşleri, kamerleri, yıldızları olan bu üç cemâat-i azîme ve bu üç tâife-i ehl-i hakikat ve beşerin kudsî kumandanları olan bu üç büyük ve àlî hey'etlerin fermânları ile verdikleri haberleri dinlemeyen ve saâdet-i ebediyeye giden onların gösterdikleri yol olan Sırat-ı Müstakîmde gitmeyenler, yüzde doksan dokuz dehşetli tehlike ihtimalini nazara almayan ve bir tek muhbirin bir yolda “tehlike var” demesiyle o yolu bırakan, başka uzun yolda hareket eden bir adam, elbette ve elbette vaziyeti şudur ki:
[^1]: (∗) O muhakkìklerden tek birisi Risale-i Nurdur. Yirmi senedir en muannid feylesofları ve mütemerrid zındıkları susturan eczâları meydândadır. Herkes okuyabilir ve kimse i'tirâz etmez...
İki yolun –hadsiz muhbirlerin kat'î ihbarları ile– en kısa ve kolayı ve yüzde yüz Cennet ve saâdet-i ebediyeyi kazandıranı bırakıp en dağdağalı
