İstanbul İlim ve Kültür Vakfı
Sayfa 160 / 656
160

mahşeri olması haysiyetiyle bu kâinâtın kalbi, merkezi, hülâsası, neticesi, sebeb-i hilkati olarak gayet büyük öyle bir ehemmiyeti var ki; küçüklüğüyle beraber koca semâvâta karşı denk tutulmuş. Semâvî fermânlarda dâima ﴾ رَبُّ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِ ﴿ deniliyor.

Ve mâdem, bu mâhiyetteki arzın her tarafına hükmeden ve ekser mahlûkatına tasarruf eden ve ekser zîhayat mevcûdâtını teshìr edip kendi etrafına toplattıran ve ekser masnûâtını kendi hevesâtının hendesesiyle ve ihtiyacâtının düsturlarıyla öyle güzelce tanzim ve teşhîr ve tezyîn ve çok antika nev'ilerini liste gibi birer yerlerde öyle toplayıp süslettirir ki, değil yalnız ins ve cin nazarlarını, belki semâvât ehlinin ve kâinâtın nazar-ı dikkatlerini ve takdirlerini ve kâinât sâhibinin nazar-ı istihsânını celbetmekle gayet büyük bir ehemmiyet ve kıymet alan ve bu haysiyetle bu kâinâtın hikmet-i hilkati ve büyük neticesi ve kıymetli meyvesi ve arzın halifesi olduğunu; fenleriyle, san'atlarıyla gösteren ve dünya cihetinde sâni'-i âlemin mu'cizeli san'atlarını gayet güzelce teşhîr ve tanzim ettiği için, isyan ve küfrüyle beraber dünyada bırakılan ve azâbı te'hir edilen ve bu hizmeti için imhâl edilip muvaffakıyet gören nev'-i Benî Âdem var.

Ve mâdem, bu mâhiyetteki nev'-i Benî Âdem, mîzâc ve hilkat itibariyle gayet zaîf ve âciz ve gayet acz ve fakrıyla beraber hadsiz ihtiyacâtı ve teellümâtı olduğu hâlde bütün bütün kuvvetinin ve ihtiyarının fevkınde olarak koca küre-i arzı, o nev'-i insana lüzumu bulunan her nev'i mâdenlere mahzen ve her nev'i taamlara anbar ve nev'-i insanın hoşuna gidecek her çeşit mallara bir dükkân sûretine getiren, gayet kuvvetli ve hikmetli ve şefkatli bir mutasarrıf var ki, böyle nev'-i insana bakıyor, besliyor, istediğini veriyor.

Ve mâdem, bu hakikatteki bir rab; hem insanı sever; hem kendini insana sevdirir; hem bâkîdir, hem bâkî âlemleri var, hem adâletle her işi görür. Ve hikmetle herşeyi yapıyor. Hem, bu kısa hayat-ı dünyeviyede ve bu kısacık ömr-ü beşerde ve bu muvakkat ve fânî zeminde o hâkim-i ezelînin haşmet-i saltanatı ve sermediyet-i hâkimiyeti yerleşemiyor. Ve nev'-i insanda vukû' bulan ve kâinâtın intizamına ve adâlet ve muvâzenelerine ve hüsn-ü cemâline münâfî ve muhâlif çok büyük zulümleri ve isyanları ve velîni'metine ve onu şefkatle besleyene karşı ihanetleri, inkârları, küfürleri bu dünyada cezasız kalıp, gaddâr zâlim, rahat ile hayatını ve bîçâre mazlum, meşakkatler içinde ömürlerini geçirirler. Ve umum kâinâtta eserleri görünen şu adâlet-i mutlakanın mâhiyeti ise; dirilmemek sûretiyle o gaddâr zâlimlerin ve me'yûs mazlumların vefât içindeki müsâvâtlarına bütün bütün zıttır, kaldırmaz, müsâade etmez!..

Ve mâdem, nasıl ki kâinâtın sâhibi, kâinâttan zemini ve zeminden nev'-i insanı intihâb edip gayet büyük bir makam, bir ehemmiyet vermiş. Öyle de;

4–6 Ekim 2026 · İstanbul

13. Uluslararası Bediüzzaman Sempozyumu

Sempozyum programı, tebliğler ve kayıt bilgileri için sempozyum sitesini ziyaret edin.