alan ve dağlar büyüklüğünde taşları bulunan bir muhît kaleyi tamir ediyor. Ve yalnız hususî bir kalbi ve hàs bir vicdânı ıslaha çalışmıyor, belki, bin seneden beri tedârik ve terâküm edilen müfsid âletler ile dehşetli rahnelenen kalb-i umumîyi ve efkâr-ı âmmeyi ve umumun ve bâhusus avâm-ı mü'minînin istinâdgâhları olan İslâmî esâsların ve cereyanların ve şeâirlerin kırılması ile bozulmaya yüz tutan vicdân-ı umumîyi, Kur'ânın i'câzıyla ve geniş yaralarını Kur'ânın ve îmânın ilâçları ile tedâvi etmeğe çalışıyor. Elbette böyle küllî ve dehşetli tahribâta ve rahnelere ve yaralara, hakkalyakìn derecesinde, dağlar kuvvetinde hüccetler, cihâzlar ve bin tiryâk hâsiyetinde mücerreb ilâçlar ve hadsiz edviyeler bulunmak gerektir ki bu zamanda Kur'ân-ı Mu'cizü'l-Beyân’ın i'câz-ı manevîsinden çıkan Risale-i Nur o vazifeyi görmekle beraber, îmânın hadsiz mertebelerinde terakkiyât ve inkişafata medârdır.” diye uzun bir mükâleme cereyan etti. Ben de tamamen işittim, hadsiz şükrettim. Kısa kesiyorum...
Said Nursî ∗∗∗
