İstanbul İlim ve Kültür Vakfı
Sayfa 142 / 656
142

Evet, nasıl ki umum kâinâtın bağistanında ayrı ayrı hadsiz mevcûdâtı; çiçekler misillû, Fettâh ismiyle herbirisine münâsib bir tarz-ı muntazam ve bir şahsiyet-i mümtâze kudret-i fâtıra açmış, vermiş. Aynen öyle de, fakat daha mu'cizâtlı olarak; zemin bahçesinde dörtyüz bin envâ'-ı zîhayata dahi –herbirisine– gayet san'atlı ve hikmetli bir sûret-i mevzûne ve müzeyyene ve mümtâze vermiş...

﴿ يَخْلُقُكُمْ فِي بُطُونِ أُمَّهَاتِكُمْ خَلْقًا مِنْ بَعْدِ خَلْقٍ فِي ظُلُمَاتٍ ثَلٰثٍ ذٰلِكُمُ اللّٰهُ رَبُّـكُمْ لَهُ الْمُلْكُ لَٓااِلٰهَاِلَّاهُوَ فَأَنّٰى تُصْرَفُونَ ﴾

﴿ إِنَّ اللّٰهَ لَا يَخْفٰى عَلَيْهِ شَىْءٌ فِي الْاَرْضِ وَلَا فِي السَّمَٓاءِ ❀ هُوَ الَّذ۪ى يُصَوِّرُكُمْ فِي الْاَرْحَامِ كَيْفَ يَشَٓاءُ لَٓااِلٰهَاِلَّاهُوَ الْعَز۪يزُ الْحَك۪يمُ ﴾

âyetlerin ifâdesiyle tevhidin en kuvvetli delili ve kudretin en hayretli mu'cizesi, sûretleri açmasıdır. Bu hikmete binâen, feth-i suver hakikati tekrar ile –birkaç sûretlerde– Risaletü'n-Nurda ve bilhassa bu risalenin İkinci Makamının Birinci Bâbında, Altıncı ve Yedinci Mertebelerinde isbât ve beyân edilmesinden onlara havâle edip, burada bu kadar deriz ki:

Fenn-i nebâtât ve fenn-i hayvanatın şehâdetiyle ve tedkîkàt-ı amîkasıyla, bu feth-i suverde öyle bir ihâta ve şümûl ve san'at var ki; bir tek vâhid-i ehad’den ve herşeyde herşeyi görebilecek ve yapabilecek bir kadîr-i mutlaktan başka hiçbir şey bu cem'iyetli ve ihâtalı fiile sâhib olamaz. Çünkü; bu feth-i suver fiili ise, her yerde ve her ânda bulunan, nihâyetsiz bir kudretin içinde nihâyet derecede bir hikmet, bir dikkat, bir ihâta ister. Ve böyle bir kudret ise, ancak bütün kâinâtı idare eden bir tek Zât’ta bulunabilir.

Evet meselâ; mezkûr âyetlerin fermân ettikleri gibi üç karanlık içinde bütün vâlidelerin erhâmında insanların sûretlerini ayrı ayrı, mîzanlı, imtiyazlı, zînetli ve intizamlı olarak; hem şaşırmadan, yanlış etmeden, karıştırmadan basit bir maddeden açmak ve yaratmak olan fettâhiyet ve umum rû-yi zeminde aynı kudret, aynı hikmet, aynı san'atla umum insanları ve hayvanları ve nebâtları ihâta eden bu feth-i suver hakikati; vahdâniyetin en kuvvetli bir bürhânıdır. Çünkü, ihâta etmek bir vahdettir; şirke yer bırakmaz. Ve birinci bâb’da vücûb-u vücûda şehâdet eden ondokuz hakikat, nasıl ki vücûdlarıyla Hàlık’ın vücûduna delâlet ederler; öyle de, ihâtalarıyla da vahdete şehâdet ederler.

4–6 Ekim 2026 · İstanbul

13. Uluslararası Bediüzzaman Sempozyumu

Sempozyum programı, tebliğler ve kayıt bilgileri için sempozyum sitesini ziyaret edin.