İstanbul İlim ve Kültür Vakfı
Sayfa 112 / 656
112

Hem aklına dedi: Mâdem bu mezkûr dokuz hakikatler bu Zâtın sıdkına şehâdet ederler; elbette bu âdem, Benî Âdemin medâr-ı şerefi ve bu âlemin medâr-ı iftiharıdır ve Ona, “Fahr-i Âlem” ve “Şeref-i Benî Âdem” denilmesi pek lâyıktır ve onun elinde bulunan fermân-ı Rahmân olan Kur'ân-ı Mu'cizü'l-Beyân’ın haşmet-i saltanat-ı maneviyesinin nısf-ı arzı istilâsı ve şahsî kemâlâtı ve yüksek hasletleri gösteriyor ki; bu âlemde en mühim Zât budur, Hàlık’ımız hakkında en mühim söz Onundur.

İşte gel, bak! Bu hàrika Zâtın yüzer zâhir ve bâhir kat'î mu'cizelerinin kuvvetine ve dinindeki binler àlî ve esâslı hakikatlerine istinâden, bütün da'vâlarının esâsı ve bütün hayatının gayesi, Vâcibü'l-Vücûd’un vücûduna ve vahdetine ve sıfâtına ve esmâsına delâlet ve şehâdet ve O Vâcibü'l-Vücûdu isbât ve ilân ve i'lâm etmektir.

Demek bu kâinâtın manevî güneşi ve Hàlık’ımızın en parlak bir bürhânı bu Habîbullâh denilen Zâttır ki; Onun şehâdetini te'yid ve tasdik ve imza eden aldanmaz ve aldatmaz üç büyük icmâ var.

Birincisi: “Eğer perde-i gayb açılsa yakìnim ziyâdeleşmeyecek” diyen İmâm-ı Ali (Radıyallahu Anh) ve yerde iken Arş-ı A'zamı ve İsrâfil’in azamet-i heykelini temâşâ eden Gavs-ı A'zam (K.S.) gibi keskin nazar ve gayb-bîn gözleri bulunan binler aktâb ve evliyâ-i azîmeyi câmi' ve Âl-i Muhammed nâmıyla şöhret-şiâr-ı âlem olan cemâat-i nurâniyenin icmâ ile tasdikleridir.

İkincisi: Bedevî bir kavim ve ümmî bir muhîtte, hayat-ı ictimâiyeden ve efkâr-ı siyâsiyeden hàlî ve kitapsız ve fetret asrının karanlıklarında bulunan ve pek az bir zamanda en medenî ve ma'lûmâtlı ve hayat-ı ictimâiyede ve siyâsiyede en ileri olan milletlere ve hükûmetlere üstad ve rehber ve diplomat ve hâkim-i âdil olarak; şarktan garba kadar cihan-pesendâne idare eden ve “Sahâbe” nâmıyla dünyada nâmdâr olan cemâat-i meşhûrenin ittifakla, can ve mallarını, peder ve aşîretlerini fedâ ettiren bir kuvvetli îmânla tasdikleridir.

Üçüncüsü: Her asırda binlerle efrâdı bulunan ve her fende dâhiyâne ileri giden ve muhtelif mesleklerde çalışan, ümmetinde yetişen hadsiz muhakkìk ve mütebahhir ulemâsının cemâat-i uzmâsının, tevâfukla ve ilmelyakìn derecesinde tasdikleridir. Demek bu Zâtın vahdâniyete şehâdeti; şahsî ve cüz'î değil, belki, umumî ve küllî ve sarsılmaz ve bütün şeytanlar toplansa, karşısına hiçbir cihetle çıkamaz bir şehâdettir diye hükmetti.

İşte, Asr-ı Saâdet’te aklıyla beraber seyahat eden dünya misâfiri ve hayat yolcusunun o medrese-i nurâniyeden aldığı derse kısa bir işâret olarak, Birinci Makamın onaltıncı mertebesinde böyle:

4–6 Ekim 2026 · İstanbul

13. Uluslararası Bediüzzaman Sempozyumu

Sempozyum programı, tebliğler ve kayıt bilgileri için sempozyum sitesini ziyaret edin.