| |Sayfa No|
|:-:|:-:|
|
dört mes'eleden ibarettir. Hem müşevveş, hem perîşandır. Fakat, şâirlerin ve ehl-i aşkın, zülf-ü perîşanîyi sevdikleri ve istihsân ettikleri nev'inden, bu mektûb da –zülf-ü perîşan tarzında– soğuk tasannu' karışmadan, harâret ve halâvet-i asliyesini muhâfaza etmek niyetiyle kendi hâlinde bırakılmış.
BU MEKTÛBUN BİRİNCİ MEBHASI,
﴾ اِنَّ كَيْدَ الشَّيْطَانِ كَانَ ضَعِيفًا ﴿ âyetinin bir sırrını tefsir ile vesvese-i şeytana mübtelâ olan adamlara mühim bir ilâç ve merhemdir.
İKİNCİ MEBHAS:
Barla Yaylası, Tepelice, çam, katran, karakavağın bir meyvesi olup, Sözler Mecmuası’na yazıldığı için buraya yazılmamıştır.
ÜÇÜNCÜ VE DÖRDÜNCÜ MEBHASLARI:
İ'câz-ı Kur'âna karşı, medeniyetin aczini gösteren yüzer misâllerden iki misâldir. Kur'âna muhâlif olan hukuk-u medeniyet ne kadar haksız olduğunu isbât eden iki nümûnedir.
Birinci Misâl:
﴾ فَلِلذَّكَرِ مِثْلُ حَظِّ الْاُنْثَيَيْنِ ﴿ Mahz-ı adâlet olan hükm-ü Kur'ânî, kıza sülüs veriyor. Medeniyet, irsiyet hususunda kızın hakkında fazla hak vermekle büyük haksızlık etmiş ve merhamete muhtaç kıza zulmetmiş olduğunu kat'î bir sûrette isbât ediyor.
İkinci Misâl:
﴾ فَلِاُمِّهِ السُّدُسُ ﴿ âyetinin bir sırrına dairdir ki, mimsiz medeniyet nasıl kıza hakkından fazla hak verdiğinden haksızlık etmiş; öyle de, vâlide hakkında hakkını kesmekle daha ziyâde haksızlık ettiğini ve en muhterem bir hakikat olan vâlidelik şefkatine karşı dehşetli bir haksızlık ve vahşetli bir hürmetsizlik ve cinayetli bir hakaret| |
