arkadaş olmak ve yalnızlık vahşetinden kurtulmak ve onlarla, dünyada ve berzahta ma'nen ünsiyet etmek ve evhâm ve şübehâtın hücumlarına karşı, onların icmâına ve ittifakına istinâd edip, herbir üstadını kavî bir sened ve kuvvetli bir bürhân derecesinde görüp, onlarla o hâtıra gelen dalâlet ve şübehâtı def'etmektir.
#### Dördüncüsü
Dördüncüsü: Îmândaki mârifetullâh ve o mârifetteki muhabbetullâhın zevkini, sâfî tarîkat vâsıtasıyla anlamak ve anlamakla dünyanın vahşet-i mutlakasından ve insanın kâinâttaki gurbet-i mutlakasından kurtulmaktır. Çok Sözler’de isbât etmişiz ki: Saâdet-i dâreyn ve elemsiz lezzet ve vahşetsiz ünsiyet ve hakîki zevk ve ciddi saâdet, îmân ve İslâmiyet’in hakikatindedir. İkinci Söz’de beyân edildiği gibi; îmân, şecere-i tûbâ-i Cennetin bir çekirdeğini taşıyor. İşte tarîkatın terbiyesiyle, o çekirdek neşv ü nemâ bulur, inkişaf eder.
#### Beşincisi
Beşincisi: Tekâlif-i Şer'iyedeki hakàik-ı latîfeyi, tarîkattan ve zikr-i İlâhîden gelen bir intibâh-ı kalbî vâsıtasıyla hissetmek, takdir etmek... O vakit tâate, suhre gibi değil, belki iştiyakla itâat edip ubûdiyeti îfâ eder.
#### Altıncısı
Altıncısı: Hakîki zevke ve ciddi tesellîye ve kedersiz lezzete ve vahşetsiz ünsiyete hakîki medâr ve vâsıta olan tevekkül makamını ve teslîm rütbesini ve rızâ derecesini kazanmaktır.
#### Yedincisi
Yedincisi: Sülûk-ü tarîkatın en mühim şartı, en ehemmiyetli neticesi olan ihlâs vâsıtasıyla, şirk-i hafîden ve riyâ ve tasannu' gibi rezâilden halâs olmak ve tarîkatın mâhiyet-i ameliyesi olan tezkiye-i nefis vâsıtasıyla, nefs-i emmârenin ve enâniyetin tehlikelerinden kurtulmaktır.
#### Sekizincisi
Sekizincisi: Tarîkatta, zikr-i kalbî ile ve tefekkür-ü aklî ile kazandığı teveccüh ve huzur ve kuvvetli niyetler vâsıtasıyla âdetlerini ibâdet hükmüne çevirmek ve muâmelât-ı dünyeviyesini, a'mâl-i uhreviye hükmüne getirip sermâye-i ömrünü hüsn-ü istimâl etmek cihetiyle, ömrünün dakikalarını, hayat-ı ebediyenin sünbüllerini verecek çekirdekler hükmüne getirmektir.
#### Dokuzuncusu
Dokuzuncusu: Seyr-i sülûk-i kalbî ile ve mücâhede-i rûhî ile ve terakkiyât-ı maneviye ile, insan-ı kâmil olmak için çalışmak; yani hakîki mü'min ve tam bir Müslüman olmak; yani yalnız sûrî değil, belki hakikat-i îmânı ve Hakikat-i İslâmı kazanmak; yani şu kâinât içinde ve bir cihette kâinât mümessili olarak, doğrudan doğruya kâinâtın Hàlık-ı Zülcelâl’ine abd olmak ve muhâtab olmak ve dost olmak ve halîl olmak ve âyine olmak ve ahsen-i takvîmde olduğunu göstermekle, Benî Âdemin melâikeye
