On İkinci Reşha
Onikinci Reşha: İşte şu Zât, şu mevcûdât Hàlık’ının vahdâniyetine, hakkâniyeti derecesinde hak bir bürhân-ı nâtık, bir delil-i sâdık olduğu gibi; Haşrin ve saâdet-i ebediyenin dahi bir bürhân-ı kàtı'ı, bir delil-i sâtı'ıdır. Belki, nasıl ki O Zât, hidayetiyle saâdet-i ebediyenin sebeb-i husûlü ve vesile-i vusûlüdür; öyle de duâsıyla, niyâzıyla, o saâdetin sebeb-i vücûdu ve vesile-i icâdıdır. Haşir mes'elesinde geçen şu sırrı, makam münâsebetiyle tekrar ederiz.
İşte bak: O Zât öyle bir salât-ı kübrâda duâ ediyor ki; güyâ şu cezîre, belki arz, Onun azametli namazıyla namaz kılar, niyâz eder. Bak, hem öyle bir cemâat-i uzmâda niyâz ediyor ki; güyâ Benî Âdemin zaman-ı Âdemden asrımıza, kıyâmete kadar bütün nurânî, kâmil insanlar Ona ittibâ' ile iktidâ edip, duâsına “Âmîn” diyorlar. Hem bak; öyle bir hâcet-i âmme için duâ ediyor ki, değil ehl-i arz, belki ehl-i semâvât, belki bütün mevcûdât, niyâzına: “Evet Yâ Rabbenâ! Ver, biz dahi istiyoruz!” deyip iştirâk ediyorlar. Hem öyle fakirâne, öyle hazînâne, öyle mahbûbâne, öyle müştâkàne, öyle tazarrukârâne niyâz ediyor ki; bütün kâinâtı ağlattırıyor, duâsına iştirâk ettiriyor. Bak! Hem öyle bir maksad, öyle bir gaye için duâ ediyor ki; insanı ve âlemi.. belki bütün mahlûkatı esfel-i sâfilînden, sukùttan, kıymetsizlikten, fâidesizlikten; a'lâ-yı illiyîne, yani kıymete, bekàya, ulvî vazifeye çıkarıyor. Bak! Hem öyle yüksek bir fizâr-ı istimdâdkârâne ve öyle tatlı bir niyâz-ı istirhamkârâne ile istiyor, yalvarıyor ki; güyâ bütün mevcûdâta ve semâvâta ve Arş’a işittirip, vecde getirip, duâsına: “Âmîn, Allahümme âmîn!” dedirtiyor. Bak: Hem öyle Semi', Kerîm bir Kadîrden.. öyle Basîr, Rahîm bir Alîmden hâcetini istiyor ki; bilmüşâhede en hafî bir zîhayatın, en hafî bir hâcetini, bir niyâzını görür, işitir, kabûl eder, merhamet eder. Çünkü istediğini, velev lisân-ı hâl ile olsun, verir. Ve öyle bir sûret-i hakîmâne, basîrâne, rahîmânede verir ki şübhe bırakmaz, bu terbiye ve tedbir; öyle bir Semi' ve Basîr ve öyle bir Kerîm ve Rahîme hàstır.
On Üçüncü Reşha
Onüçüncü Reşha: Acaba, bütün efâdıl-ı Benî Âdemi arkasına alıp, arz üstünde durup, Arş-ı A'zama müteveccihen el kaldırıp duâ eden şu şeref-i nev'-i insan ve ferîd-i kevn ü zaman ve bihakkın Fahr-i Kâinât ne istiyor?.. Bak dinle... Saâdet-i ebediye istiyor, bekà istiyor, likà istiyor, Cennet istiyor. Hem merâyâ-yı mevcûdâtta ahkâmını ve cemâllerini gösteren bütün esmâ-i kudsiye-i İlâhiye ile beraber istiyor. Hattâ eğer rahmet, inâyet, hikmet, adâlet gibi hesabsız o matlûbun esbâb-ı mûcibesi olmasaydı; şu Zâtın tek duâsı, baharımızın icâdı kadar kudretine hafif gelen şu Cennetin binasına sebebiyet verecekti. Evet, nasıl ki Onun risaleti, şu dâr-ı imtihanın açılmasına sebebiyet verdi; öyle de, Onun ubûdiyeti dahi, öteki dârın açılmasına sebebdir. Acaba ehl-i akıl ve tahkîke
