İstanbul İlim ve Kültür Vakfı
Sayfa 73 / 507
73

İkinci Nokta

İkinci Nokta: Bir zaman, bir zât, bir zindânda bulunuyor. Sevimli bir çocuğu yanına gönderilmiş. O bîçâre mahpus, hem kendi elemini çekiyor, hem veledinin istirahatini te'min edemediği için, onun zahmetiyle müteellim oluyordu. Sonra merhametkâr hâkim ona bir adam gönderir, der ki:

“Şu çocuk çendan senin evlâdındır, fakat benim raiyetim ve milletimdir. Onu ben alacağım, güzel bir sarayda beslettireceğim.”

O adam ağlar, sızlar: “Benim medâr-ı tesellîm olan evlâdımı vermeyeceğim” der.

Ona arkadaşları der ki:

“Senin teessürâtın mânâsızdır. Eğer sen çocuğa acıyorsan, çocuk şu mülevves, ufûnetli, sıkıntılı zindâna bedel; ferâhlı, saâdetli bir saraya gidecek. Eğer sen nefsin için müteessir oluyorsan, menfaatini arıyorsan; çocuk burada kalsa, muvakkaten şübheli bir menfaatinle beraber, çocuğun meşakkatlerinden çok sıkıntı ve elem çekmek var. Eğer oraya gitse, sana bin menfaati var. Çünkü pâdişahın merhametini celbe sebeb olur, sana şefâatçi hükmüne geçer. Pâdişah, onu seninle görüştürmek arzu edecek. Elbette görüşmek için onu zindâna göndermeyecek, belki seni zindândan çıkarıp o saraya celbedecek, çocukla görüştürecek. Şu şartla ki, pâdişaha emniyetin ve itâatin varsa...”

İşte şu temsîl gibi, azîz kardeşim, senin gibi mü'minlerin evlâdı vefât ettikleri vakit şöyle düşünmeli: Şu veled masûmdur, onun Hàlık’ı dahi Rahîm ve Kerîmdir. Benim nâkıs terbiye ve şefkatime bedel, gayet kâmil olan inâyet ve rahmetine aldı. Dünyanın elemli, musîbetli, meşakkatli zindânından çıkarıp Cennetü'l-Firdevs’ine gönderdi. O çocuğa ne mutlu! Şu dünyada kalsaydı, kim bilir ne şekle girerdi. Onun için ben ona acımıyorum, bahtiyar biliyorum.

Kaldı kendi nefsime ait menfaati için, kendime dahi acımıyorum, elîm müteessir olmuyorum.. Çünkü dünyada kalsaydı, on senelik muvakkat elemle karışık bir evlâd muhabbeti te'min edecekti. Eğer sâlih olsaydı, dünya işinde muktedir olsaydı, belki bana yardım edecekti. Fakat vefâtıyla, ebedî Cennette on milyon sene bana evlâd muhabbetine medâr ve saâdet-i ebediyeye vesile bir şefâatçi hükmüne geçer. Elbette ve elbette, meşkûk, muaccel bir menfaati kaybeden, muhakkak ve müeccel bin menfaati kazanan; elîm teessürât göstermez, me'yûsâne feryâd etmez.

Üçüncü Nokta

Üçüncü Nokta: Vefât eden çocuk, bir Hàlık-ı Rahîmin mahlûku, memlûkü, abdi ve bütün hey'etiyle onun masnû'u ve ona ait olarak ebeveyninin bir arkadaşı idi ki, muvakkaten ebeveyninin nezâretine verilmiş. Peder ve vâlideyi ona hizmetkâr etmiş. Ebeveyninin o hizmetlerine mukâbil, muaccel bir ücret olarak lezzetli bir şefkat vermiş. Şimdi binden dokuzyüz doksandokuz hisse sâhibi olan o Hàlık-ı Rahîm, muktezâ-yı rahmet ve hikmet olarak o çocuğu senin elinden alsa, hizmetine hâtime verse,

4–6 Ekim 2026 · İstanbul

13. Uluslararası Bediüzzaman Sempozyumu

Sempozyum programı, tebliğler ve kayıt bilgileri için sempozyum sitesini ziyaret edin.