İstanbul İlim ve Kültür Vakfı
Sayfa 240 / 507
240

eşya, vesile-i teshîlât ve vâsıta-i vusûl-ü hayat ve sebeb-i sür'at-i ef'âl hükmüne geçer. Ta'vik, takyid, men' ve müdâhale şöyle dursun; belki teshîl ve tesri' ve îsâle vesile hükmüne geçer. Demek, Kadîr-i Zülcelâl’in tasarrufât-ı kudretine herşey itâat ve inkıyad cihetinde –ihtiyaç yok – eğer ihtiyaç olsa kolaylığa vesile olur.

Elhâsıl: Sâni'-i Kadîr; külfetsiz, muâlecesiz, sür'atle, sühûletle herşeyi o şeye lâyık bir sûrette halkeder. Külliyatı, cüz'iyât kadar kolay icâd eder. Cüz'iyâtı, külliyat kadar san'atlı halkeder. Evet külliyatı ve semâvâtı ve arzı halkeden kimse, semâvât ve arzda olan cüz'iyâtı ve efrâd-ı zîhayatiyeyi halkeden elbette yine Odur ve Ondan başka olamaz. Çünkü o küçük cüz'iyât; o külliyatın meyveleri, çekirdekleri, misâl-i musağğarlarıdır. Hem o cüz'iyâtı icâd eden kim ise, cüz'iyâtı ihâta eden unsurları ve semâvât ve arzı dahi O halketmiştir. Çünkü görüyoruz ki; cüz'iyât, külliyata nisbeten birer çekirdek, birer küçük nüsha hükmündedir. Öyle ise, o cüz'îleri halkeden Zât’ın elinde, anâsır-ı külliye ve semâvât ve arz bulunmalıdır. Tâ ki, hikmetinin düsturlarıyla ve ilminin mîzanlarıyla o küllî ve muhît mevcûdâtın hülâsalarını, mânâlarını, nümûnelerini, o küçücük misâl-i musağğarlar hükmünde olan cüz'iyâtta dercedebilsin. Evet, acâib-i san'at ve garâib-i hilkat noktasında cüz'iyât, külliyattan geri değil; çiçekler, yıldızlardan aşağı değil; çekirdekler, ağaçların mâdûnunda değil; belki çekirdekteki nakş-ı Kader olan manevî ağaç, bağdaki nesc-i Kudret olan mücessem ağaçtan daha acîbdir. Ve hilkat-i insaniye, hilkat-ı âlemden daha acîbdir. Nasıl ki bir cevher-i ferd üstünde, esîr zerrâtıyla bir Kur'ân-ı hikmet yazılsa, semâvât yüzündeki yıldızlarla yazılan bir Kur'ân-ı azametten kıymetçe daha ehemmiyetli olabilir, öyle de; çok küçük cüz'iyâtlar var, mu'cizât-ı san'atça külliyattan üstündür.

#### Beşincisi

Beşincisi: Sâbık beyânâtımızda, icâd-ı mahlûkatta görünen hadsiz kolaylık, gayet derecede çabukluk, nihâyetsiz sür'at-i ef'âl, nihâyetsiz sühûletle icâd-ı eşyanın sırlarını, hikmetlerini bir derece gösterdik. İşte şu nihâyetsiz sür'at ve hadsiz sühûletle vücûd-u eşya, ehl-i hidayete şöyle kat'î bir kanâat verir ki: Mahlûkatı icâd eden Zât’ın kudretine nisbeten; Cennetler, baharlar kadar; baharlar, bahçeler kadar; bahçeler, çiçekler kadar kolay gelir. ﴾ مَا خَلْقُكُمْ وَلاَ بَعْثُكُمْ اِلَّا كَنَفْسٍ وَاحِدَةٍ ﴿ sırrıyla, nev'-i beşerin haşir ve neşri, bir tek nefsin imâte ve ihyâsı gibi sühûletlidir. ﴾ اِنْ كَانَتْ اِلَّا صَيْحَةً وَاحِدَةً فَاِذَاهُمْ جَمِيعٌ لَدَيْنَا مُحْضَرُونَ ﴿ tasrîhiyle, bütün insanları haşirde ihyâ etmek; istirahat için dağılan bir orduyu, bir boru sesiyle toplamak kadar kolaydır.

4–6 Ekim 2026 · İstanbul

13. Uluslararası Bediüzzaman Sempozyumu

Sempozyum programı, tebliğler ve kayıt bilgileri için sempozyum sitesini ziyaret edin.