İstanbul İlim ve Kültür Vakfı
Sayfa 223 / 507
223

bir insanı, yüz defa onun kadar, ondan mahsulât alır. Demek; o Mâlikü'l-Mülk-i Zülcelâl, küçük-büyük, cüz'î-küllî herşeyi birer model hükmünde inşâ ederek, yüzler tarzda, taze taze nakışlarla münakkaş mensûcât-ı san'atını onlara giydirir; cilve-i esmâsını, mu'cizât-ı kudretini izhâr eder. Kendi mülkünde herbir şeyi, birer sahife hükmünde inşâ etmiş; her sahifede, yüzer tarzda mânidâr mektûbatını yazar; hikmetinin âyâtını izhâr eder, zîşuûrlara okutturur. Şu âlem-i ekberi, mülk şeklinde inşâ etmekle beraber; şu insanı dahi öyle bir sûrette halketmiştir ve ona öyle cihâzât ve âletler ve havâs ve hissiyatlar ve bilhassa nefis, hevâ ve ihtiyaç ve iştihâ ve hırs ve da'vâ vermiştir ki; o geniş mülkünde, bütün mülke muhtaç bir memlûk hükmüne getirmiştir.

İşte hiç mümkün müdür ki: Pek büyük olan âlem-i zerrâttan tâ bir sineğe kadar bütününü mülk ve tarla yapan ve küçük insanı, o büyük mülke nâzır ve müfettiş ve çiftçi ve tüccar ve dellâl ve âbid ve memlûk yaptıran ve kendine, muhterem bir misâfir ve sevgili bir muhâtab ittihàz eden o Mâlikü'l-Mülk-i Zülcelâl’den başka, o mülke tasarruf edip, o memlûke seyyid olabilsin!?..

#### Dördüncü Fıkra

DÖRDÜNCÜ FIKRA:

صَنْعَتُهُ فِى ذَاكَ... الخ ibaresidir, meâli şudur ki: Sâni'-i Zülcelâl’in âlem-i ekberdeki san'atı o derece mânidârdır ki; o san'at, bir kitab sûretinde tezâhür edip, kâinâtı bir kitab-ı kebîr hükmüne getirdiğinden, akl-ı beşer, hakîki fenn-i hikmet kütübhânesini ondan aldı ve ona göre yazdı. Ve o kitab-ı hikmet, o derece hakikatle bağlı ve hakikatten medet alıyor ki, büyük kitab-ı mübînin bir nüshası olan Kur'ân-ı Hakîm şeklinde ilân edildi. Hem nasıl ki kâinâttaki san'atı, kemâl-i intizamından kitab şekline girdi; insandaki sıbğatı ve nakş-ı hikmeti dahi, hitâb çiçeğini açtı.

Yani o san'at, o derece mânidâr ve hassas ve güzeldir ki; o makine-i zîhayattaki cihâzâtı, fonoğraf gibi nutka geldi, söylettirdi. Ve öyle bir ahsen-i takvîm içinde bir sıbğa-i Rabbâniye vermiş ki; o maddî, cismânî, câmid kafada; manevî, gaybî, hayatdâr olan beyân ve hitâb çiçeği açıldı. Ve o insan kafasındaki kàbiliyet-i nutuk ve beyâna, o derece ulvî cihâzât ve isti'dat verdi ki; Sultan-ı Ezelî’ye muhâtab olacak bir makamda inkişaf ettirdi; terakkî verdi. Yani fıtrat-ı insaniyedeki sıbğa-i Rabbâniye, hitâb-ı İlâhî çiçeğini açtı. Hiç mümkün müdür ki; kitab derecesine gelen bütün mevcûdâttaki san'ata ve hitâb makamına gelen insandaki o sıbğaya, Vâhid-i Ehad’den başkası karışabilsin... Hâşâ!..

4–6 Ekim 2026 · İstanbul

13. Uluslararası Bediüzzaman Sempozyumu

Sempozyum programı, tebliğler ve kayıt bilgileri için sempozyum sitesini ziyaret edin.