İstanbul İlim ve Kültür Vakfı
Sayfa 347 / 507
347

güyâ cinayet yapıyormuşuz gibi ihbar eden ve taarruz eden, elbette bu şiirin meâlindeki tokada müstehaktır.

Üçüncü Nokta

Üçüncü Nokta:

Suâl: Mâdem Kur'ân-ı Hakîm’in feyziyle ve nuruyla en mütemerrid ve müteannid dinsizleri ıslah ve irşad etmeye Kur'ânın himmetine güveniyorsun. Hem bilfiil de yapıyorsun. Neden senin yakınında bulunan bu mütecâvizleri çağırıp irşad etmiyorsun?..

Elcevab: Usûl-ü Şerîatın kaide-i mühimmesindendir:

اَلرَّاضِى بِالضَّرَرِ لَا يُنْظَرُ لَهُ Yani: “Bilerek zarara râzı olana şefkat edip lehinde bakılmaz.” İşte ben çendan Kur'ân-ı Hakîm’in kuvvetine istinâden da'vâ ediyorum ki: “Çok alçak olmamak ve yılan gibi dalâlet zehirini serpmekle telezzüz etmemek şartıyla, en mütemerrid bir dinsizi, birkaç saat zarfında iknâ etmezsem de, ilzam etmeye hazırım.” Fakat, nihâyet derecede alçaklığa düşmüş bir vicdân ki, bilerek dinini dünyaya satar ve bilerek hakikat elmaslarını pis, muzır şişe parçalarına mübâdele eder derecede münâfıklığa girmiş insan sûretindeki yılanlara hakàikı söylemek; hakàika karşı bir hürmetsizliktir, كَتَعْلِيقِ الدُّرَرِ فِى اَعْنَاقِ الْبَقَرِ darb-ı meseli gibi oluyor. Çünkü bu işleri yapanlar, kaç defa hakikati Risale-i Nurdan işittiler. Ve bilerek, hakikatleri zındıka dalâletlerine karşı çürütmek istiyorlar. Böyleler, yılan gibi zehirden lezzet alıyorlar.

Dördüncü Nokta

Dördüncü Nokta: Bana karşı bu yedi senedeki muâmeleler, sırf keyfî ve fevkalkanundur. Çünkü menfîlerin ve esirlerin ve zindândakilerin kanunları meydândadır. Onlar kanunen akrabasıyla görüşürler, ihtilâttan men'olunmazlar. Her millet ve devlette ibâdet ve tâat, tecâvüzden masûndur. Benim emsâllerim, şehirlerde akrabalarıyla ve ahbablarıyla beraber kaldılar. Ne ihtilâttan, ne muhâbereden ve ne de gezmekten men'olunmadılar. Ben, men'olundum ve hattâ câmiime ve ibâdetime tecâvüz edildi. Şâfiîlerce, tesbihât içinde kelime-i tevhidin tekrarı sünnet iken, bana terkettirilmeye çalışıldı. Hattâ Burdur’da eski muhâcirlerden Şebâb isminde ümmî bir zât, kayınvalidesiyle beraber tebdil-i hava için buraya gelmiş. Hemşehrilik itibariyle benim yanıma geldi. Üç müsellah jandarma ile câmiden istenildi. O memur, hilâf-ı kanun yaptığı hatâyı setretmeye çalışıp: “Affedersiniz! Gücenmeyiniz, vazifedir.” demiş. Sonra,”Haydi git.” diyerek ruhsat vermiş.

Bu vâkıaya sâir şeyler ve muâmeleler kıyâs edilse anlaşılır ki: Bana karşı sırf keyfî muâmeledir ki, yılanları, köpekleri bana musallat ediyorlar. Ben de tenezzül etmiyorum ki, onlarla uğraşayım. O muzırların

4–6 Ekim 2026 · İstanbul

13. Uluslararası Bediüzzaman Sempozyumu

Sempozyum programı, tebliğler ve kayıt bilgileri için sempozyum sitesini ziyaret edin.