İstanbul İlim ve Kültür Vakfı
Sayfa 266 / 507
266

Bazı suâller soruyorsunuz. Azîz kardeşim, yazılan gâlib Sözler ve Mektûblar; ihtiyarsız, def'î ve ânî bir sûrette kalbe geliyordu, güzel oluyordu. Eğer ihtiyar ile Eski Said gibi kuvve-i ilmiye ile düşünüp cevab versem, sönük düşer; noksan olur. Bir mikdardır ki; tulûât-ı kalbiye tevakkuf etmiş, hâfıza kamçısı kırılmış, fakat cevabsız kalmamak için gayet muhtasar birer cevab yazacağız.

Birinci Sualiniz

Birinci suâliniz: Mü'minin mü'mine en iyi duâsı nasıl olmalıdır?

Elcevab: Esbâb-ı kabûl dâiresinde olmalı. Çünkü, bazı şerâit dâhilinde duâ makbûl olur. Şerâit-i kabûlün ictimâ'ı nisbetinde makbûliyeti ziyâdeleşir. Ezcümle; duâ edileceği vakit, istiğfar ile manevî temizlenmeli, sonra makbûl bir duâ olan salavât-ı şerîfeyi şefâatçi gibi zikretmeli ve âhirde yine salavât getirmeli. Çünkü, iki makbûl duânın ortasında bir duâ makbûl olur. Hem بِظَهْرِ الْغَيْبِ yani: “gıyâben ona duâ etmek”; hem Hadîs’te ve Kur'ân’da gelen me'sûr duâlarla duâ etmek. Meselâ:

اَللّٰهُمَّ اِنِّى اَسْئَلُكَ الْعَفْوَ وَالْعَافِيَةَ لِى وَلَهُ فِى الدِّينِ وَالدُّنْيَا وَالْآخِرَةِ

﴿ رَبَّنَا آتِنَا فِى الدُّنْيَا حَسَنَةً وَفِى الْاٰخِرَةِ حَسَنَةً وَقِنَا عَذَابَ النَّارِ ﴾

gibi câmi' duâlarla duâ etmek; hem hulûs ve huşû ve huzur-u kalb ile duâ etmek; hem namazın sonunda, bilhassa sabah namazından sonra; hem mevâki-i mübârekede, hususan mescidlerde; hem Cuma’da, hususan saat-ı icâbede; hem şühûr-u selâsede, hususan leyâli-i meşhûrede; hem Ramazan’da, hususan Leyle-i Kadir’de duâ etmek kabûle karîn olması Rahmet-i İlâhiye’den kaviyen me'mûldür. O makbûl duânın ya aynen dünyada eseri görünür veyâhut duâ olunanın âhiretine ve hayat-ı ebediyesi cihetinde makbûl olur. Demek aynı maksad yerine gelmezse, duâ kabûl olmadı denilmez; belki daha iyi bir sûrette kabûl edilmiş denilir.

İkinci Sualiniz

İkinci suâliniz: Sahâbe-i Kirâm hazeratına “Radıyallahu Anh” denildiğine binâen, başkalara da bu mânâda söylemek muvâfık mıdır?

Elcevab: Evet denilir. Çünkü Resûl-i Ekrem’in bir şiârı olan “Aleyhissalâtü Vesselâm” kelâmı gibi “Radıyallahu Anh” terkîbi, Sahâbeye mahsûs bir şiâr değil, belki Sahâbe gibi veraset-i Nübüvvet denilen velâyet-i kübrâda bulunan ve makam-ı rızâya yetişen Eimme-i Erbaa, Şah-ı Geylânî, İmâm-ı Gazâlî, İmâm-ı Rabbânî gibi zâtlara denilmeli. Fakat örf-ü ulemâda Sahâbeye “Radıyallahu Anh”; Tâbiîn ve Tebe-i Tâbiîne “Rahimehullâh,” onlardan sonrakilere “Gaferehullâh”; ve Evliyâya “Kuddise Sırruhu” denilir.

4–6 Ekim 2026 · İstanbul

13. Uluslararası Bediüzzaman Sempozyumu

Sempozyum programı, tebliğler ve kayıt bilgileri için sempozyum sitesini ziyaret edin.