İstanbul İlim ve Kültür Vakfı
Sayfa 48 / 507
48

Hissiyat-ı insaniye rûh derecesine çıktığı vakit, o hazır zaman genişlenir. Başkalarına nisbeten mâzi ve müstakbel olan vakitler, ona nisbeten hazır hükmündedir. İşte bu temsîle göre, dün geceki Leyle-i Kadr’e geçmek için, mertebe-i rûha çıkıp, mâziyi hazır derecesinde görmektir.

Şu sırr-ı gâmızın esâsı, akrebiyet-i İlâhiyenin inkişafıdır. Meselâ: Güneş bize yakındır; çünkü ziyâsı, harâreti ve misâli âyinemizde ve elimizdedir. Fakat biz ondan uzağız. Eğer biz nurâniyet noktasında onun akrebiyetini hissetsek, âyinemizdeki misâli olan timsâline münâsebetimizi anlasak, o vâsıta ile onu tanısak; ziyâsı, harâreti, hey'eti ne olduğunu bilsek; onun akrebiyeti bize inkişaf eder ve yakınımızda onu tanıyıp münâsebetdâr oluruz. Eğer biz bu'diyetimiz nokta-i nazarından ona yakınlaşmak ve tanımak istesek, pek çok seyr-i fikrîye ve sülûk-u aklîye mecbur oluruz ki, kavânîn-i fenniye ile fikren semâvâta çıkıp semâdaki güneşi tasavvur ederek, sonra mâhiyetindeki ziyâ ve harâreti ve ziyâsındaki elvân-ı seb'ayı uzun uzadıya tedkîkàt-ı fenniye ile anladıktan sonra, birinci adamın kendi âyinesinde az bir tefekkürle elde ettiği kurbiyet-i maneviyeyi ancak elde edebiliriz.

İşte şu temsîl gibi, nübüvvet ve veraset-i Nübüvvetteki velâyet, sırr-ı akrebiyetin inkişafına bakar. Velâyet-i sâire ise, ekserî kurbiyet esâsı üzerine gider. Bir çok merâtibde seyr ü sülûke mecbur olur.

İkinci Makam

İKİNCİ MAKAM:

O hâdisâta sebebiyet veren ve fesâdı çeviren, birkaç yahudîden ibaret değildir ki, onları keşfetmekle fesâdın önü alınsın. Çünkü pek çok muhtelif milletlerin İslâmiyete girmeleriyle birbirine zıd ve muhâlif çok cereyanlar ve efkâr karıştı. Bâhusus bazıların gurur-u millîleri, Hazret-i Ömer’in (R.A.) darbeleriyle dehşetli yaralandığından, seciyeten intikama fırsat beklerlerdi. Çünkü onların hem eski dini ibtal edilmiş, hem medâr-ı şerefi olan eski hükûmeti ve saltanatı tahrib edilmiş. İntikamını, bilerek veya bilmeyerek Hâkimiyet-i İslâmiyeden almaya hissen tarafdâr bir sûret almış. Onun için, yahudî gibi zekî ve dessâs bir kısım münâfıklar, o hâlet-i ictimâiyeden istifade ettiler denilmiş. Demek o hâdisâtın önünü almak, o vakitteki hayat-ı ictimâiyeyi ve muhtelif efkârı ıslahla olurdu. Yoksa bir-iki müfsidin keşfedilmesiyle olmazdı.

Eğer denilse: Hazret-i Ömer’in (R.A.) minber üstünde, bir aylık mesâfe­de bulunan Sâriye nâmındaki bir kumandanına: يَا سَارِيَةُ اَلْجَبَلَ اَلْجَبَلَ deyip, Sâriye’ye işittirip, sevkü'l-ceyş noktasından zaferine sebebiyet veren kerâmetkârâne kumandası ne derece keskin nazarlı olduğunu gösterdiği hâlde, neden yanındaki kàtili Firuz’u o keskin nazar-ı velâyetiyle görmedi?

4–6 Ekim 2026 · İstanbul

13. Uluslararası Bediüzzaman Sempozyumu

Sempozyum programı, tebliğler ve kayıt bilgileri için sempozyum sitesini ziyaret edin.