Hâlbuki hicretin üçyüz senesinde, Bediüzzaman-ı Hemedânî’den başka o lakabla iştihâr etmiş zâtları bilmiyordum. Hâlbuki İmâm’ın zamanında dahi öyle bir adam vardı ki, ona o iki mektûbu yazmış. O zâtın hâli, benim hâlime benziyormuş ki, o iki mektûbu kendi derdime devâ buldum. Yalnız İmâm, o mektûblarında tavsiye ettiği gibi çok mektûblarında musırrâne şunu tavsiye ediyor: “Tevhid-i kıble et.” Yani: “Birini üstad tut, arkasından git, başkasıyla meşgul olma.” Şu en mühim tavsiyesi, benim isti'dâdıma ve ahvâl-i rûhiyeme muvâfık gelmedi. Ne kadar düşündüm: “Bunun arkasından mı, yoksa ötekinin mi, yoksa daha ötekinin mi arkasından gideyim?” Tahayyürde kaldım. Herbirinde ayrı ayrı câzibedâr hâsiyetler var. Biriyle iktifâ edemiyordum. O tahayyürde iken, Cenâb-ı Hakk’ın rahmetiyle kalbime geldi ki: “Bu muhtelif turukların başı ve bu cetvellerin menba'ı ve şu seyyârelerin güneşi, Kur'ân-ı Hakîm’dir. Hakîki tevhid-i kıble bunda olur. Öyle ise, en a'lâ mürşid de ve en mukaddes üstad da Odur.” Ona yapıştım. Nâkıs ve perîşan isti'dâdım elbette lâyıkıyla o mürşid-i hakîkinin âb-ı hayat hükmündeki feyzini massedip alamıyor; fakat ehl-i kalb ve sâhib-i hâlin derecâtına göre o feyzi, o âb-ı hayatı yine Onun feyziyle gösterebiliriz. Demek Kur'ândan gelen o Sözler ve o nurlar, yalnız aklî mesâil-i ilmiye değil; belki kalbî, rûhî, hâlî mesâil-i îmâniyedir. Ve pek yüksek ve kıymetdâr maârif-i İlâhiye hükmündedirler.
Dördüncü Nokta
Dördüncü Nokta: Sahâbelerden ve Tâbiîn ve Tebe-i Tâbiînden en yüksek mertebeli velâyet-i kübrâ sâhibi olan zâtlar, nefs-i Kur'ân’dan bütün letâiflerinin hisselerini aldıklarından ve Kur'ân onlar için hakîki ve kâfî bir mürşid olduğundan gösteriyor ki; her vakit Kur'ân-ı Hakîm, hakikatleri ifâde ettiği gibi, velâyet-i kübrâ feyizlerini dahi ehil olanlara ifâza eder.
Evet, zâhirden hakikate geçmek iki sûretledir:
Biri: Tarîkat berzahına girip, seyr ü sülûk ile kat'-ı merâtib ederek hakikate geçmektir.
İkinci Sûret: Doğrudan doğruya, tarîkat berzahına uğramadan, lütf-u İlâhî ile hakikate geçmektir ki, Sahâbeye ve Tâbiîne hàs ve yüksek ve kısa tarîk şudur. Demek hakàik-ı Kur'âniyeden tereşşuh eden nurlar ve o nurlara tercümânlık eden Sözler, o hàssaya mâlik olabilirler ve mâliktirler.
Beşinci Nokta
Beşinci Nokta: Beş cüz'î misâl ile göstereceğiz ki; Sözler ta'lim-i hakàik ettikleri gibi, irşad vazifesini de görüyorlar.
#### Birinci Misâl
Birinci Misâl: Ben kendim; on değil, yüz değil, binler defa müteaddid tecrübâtımla kanâatim gelmiş ki: Sözler ve Kur'ândan gelen nurlar, aklıma ders verdiği gibi, kalbime de îmân hâli telkin ediyor, rûhuma îmân zevki veriyor ve hâkezâ... Hattâ dünyevî işlerimde –kerâmet sâhibi bir şeyhin bir mürîdi, nasıl şeyhinden hâcâtına dair medet ve himmet bekliyor– ben de Kur'ân-ı Hakîm’in kerâmetli esrârından o hâcâtımı
