İstanbul İlim ve Kültür Vakfı
Sayfa 431 / 507
431

neş'et ediyor. Çünkü muhabbet gözü, kusuru görmez. Nefsine muhabbeti için, o kusurlu ve liyâkatsiz bir cam parçası gibi nefsini, bir pırlanta, bir elmas zanneder. Bu nev'i içindeki en tehlikeli bir hatâ şudur ki: Kalbine ilhâmî bir tarzda gelen cüz'î mânâları “Kelâmullâh” tahayyül edip, âyet tâbir etmeleridir. Ve onunla, vahyin mertebe-i ulyâ-yı akdesine bir hürmetsizlik gelir. Evet, bal arısının ve hayvanatın ilhâmâtından tut, tâ avâm-ı nâsın ve hàvâs-ı beşeriyenin ilhâmâtına kadar ve avâm-ı melâikenin ilhâmâtından, tâ hàvâs-ı kerrûbiyûnun ilhâmâtına kadar bütün ilhâmât, bir nev'i kelimât-ı Rabbâniyedir. Fakat mazharların ve makamların kàbiliyetine göre kelâm-ı Rabbânî; yetmiş bin perdede telemmu' eden ayrı ayrı cilve-i hitâb-ı Rabbânîdir.

Amma vahiy ve Kelâmullâh’ın ism-i hàs ve onun en bâhir misâl-i müşahhası olan Kur'ânın necimlerine ism-i hàs olan “âyet” nâmı öyle ilhâmâta verilmesi, hatâ-yı mahzdır. Onikinci ve Yirmibeşinci ve Otuzbirinci Sözler’de beyân ve isbât edildiği gibi, elimizdeki boyalı âyinede görünen küçük ve sönük ve perdeli güneşin misâli, semâdaki güneşe ne nisbeti varsa, öyle de; o müddeîlerin kalbindeki ilhâm dahi, doğrudan doğruya Kelâm-ı İlâhî olan Kur'ân güneşinin âyetlerine nisbeti, o derecededir. Evet, herbir âyinede görünen güneşin misâlleri, güneşindir ve “onunla münâsebetdârdır” denilse, haktır; fakat o güneşçiklerin âyinesine küre-i arz takılmaz ve onun câzibesiyle bağlanmaz!..

Beşinci Telvih

Beşinci Telvih: Tarîkatın gayet mühim bir meşrebi olan “Vahdetü'l-vücûd” nâmı altındaki vahdetü'ş-şühûd, yani: Vâcibü'l-Vücûdun vücûduna hasr-ı nazar edip, sâir mevcûdâtı, o Vücûd-u Vâcibe nisbeten o kadar zaîf ve gölge görür ki, vücûd ismine lâyık olmadığını hükmedip, hayâl perdesine sarıp, terk-i mâsivâ makamında onları hiç saymak, hattâ ma'dûm tasavvur etmek, yalnız cilve-i esmâ-i İlâhiyeye hayâlî bir âyine vaziyeti vermek kadar ileri gider.

İşte bu meşrebin ehemmiyetli bir hakikati var ki: Vâcibü'l-Vücûdun vücûdu, îmân kuvvetiyle ve yüksek bir velâyetin hakkalyakìn derecesinde inkişafıyla, vücûd-u mümkinât o derece aşağıya düşer ki, hayâl ve ademden başka onun nazarında makamları kalmaz; âdeta Vâcibü'l-Vücûdun hesabına kâinâtı inkâr eder.

Fakat bu meşrebin tehlikeleri var; en birincisi şudur ki: Erkân-ı îmâniye altıdır. Îmân-ı Billâh’tan başka, îmân-ı bilyevmi'l-âhir gibi rükünler var. Bu rükünler ise, mümkinâtın vücûdlarını ister. O muhkem erkân-ı îmâniye, hayâl üstünde bina edilmez! Onun için, o meşreb sâhibi, âlem-i istiğrak ve sekirden âlem-i sahve girdiği vakit, o meşrebi beraber almamak gerektir ve o meşrebin muktezâsıyla amel etmemek lâzımdır.

4–6 Ekim 2026 · İstanbul

13. Uluslararası Bediüzzaman Sempozyumu

Sempozyum programı, tebliğler ve kayıt bilgileri için sempozyum sitesini ziyaret edin.