ve nev'-i beşerin humsu Ona iktidâ etmiş ve nısf-ı arz Onun hükm-ü manevîsi altına girmiş ve istikbâl Onun getirdiği nurun ziyâsıyla bin üçyüz sene ışıklanmış ve beşerin nurânî kısmı ve ehl-i îmânı, mütemâdiyen günde beş defa Onunla tecdîd-i bîat edip, Ona duâ-yı rahmet ve saâdet edip, Ona medh ve muhabbet etmiş olan Muhammed Aleyhissalâtü Vesselâm ile konuşacak ve konuşmuş ve resûl yapacak ve yapmış ve sâir nev'-i beşere rehber yapacak ve yapmıştır.
İkinci Nükteli İşaret
İKİNCİ NÜKTELİ İŞÂRET:
Resûl-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm iddia-yı nübüvvet etmiş; Kur'ân-ı Azîmü'ş-Şân gibi bir fermânı göstermiş.. ve ehl-i tahkîkin yanında bine kadar mu'cizât-ı bâhireyi göstermiştir. O mu'cizât, hey'et-i mecmuasıyla, da'vâ-yı nübüvvetin vukû'u kadar vücûdları kat'îdir. Kur'ân-ı Hakîmin çok yerlerinde en muannid kâfirlerden naklettiği sihir isnâd etmeleri gösteriyor ki; o muannid kâfirler dahi mu'cizâtın vücûdlarını ve vukû'larını inkâr edemiyorlar. Yalnız, kendilerini aldatmak veya etbâ'larını kandırmak için –hâşâ– sihir demişler.
Evet, Mu'cizât-ı Ahmediye’nin (A.S.M.), yüz tevâtür kuvvetinde bir kat'iyyeti vardır. Mu'cize ise; Hàlık-ı Kâinât tarafından Onun da'vâsına bir tasdiktir. صَدَقْتَ hükmüne geçer. Nasıl ki sen bir pâdişahın meclisinde ve dâire-i nazarında desen ki: “Pâdişah beni filân işe memur etmiş.” Senden o da'vâya bir delil istenilse; pâdişah “evet” dese, nasıl seni tasdik eder, öyle de; âdetini ve vaziyetini senin iltimasınla değiştirirse; “evet” sözünden daha kat'î, daha sağlam, senin da'vânı tasdik eder.
Öyle de, Resûl-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm da'vâ etmiş ki, “Ben, şu kâinât Hàlık’ının meb'ûsuyum. Delilim de şudur ki; müstemir âdetini, benim duâ ve iltimasımla değiştirecek. İşte, parmaklarıma bakınız; beş musluklu bir çeşme gibi akıttırıyor. Kamere bakınız; bir parmağımın işâretiyle iki parça ediyor. Şu ağaca bakınız; beni tasdik için yanıma geliyor, şehâdet ediyor. Şu bir parça taama bakınız; iki-üç adama ancak kâfî geldiği hâlde; işte, ikiyüz-üçyüz adamı tok ediyor.” Ve hâkezâ.. yüzer mu'cizâtı böyle göstermiştir.
Şimdi, şu Zâtın delâil-i sıdkı ve berâhin-i nübüvveti yalnız mu'cizâtına münhasır değildir. Belki, ehl-i dikkat için, hemen umum harekâtı ve ef'âli, ahvâl ve akvâli, ahlâk ve etvârı, sîret ve sûreti, sıdkını ve ciddiyetini isbât eder. Hattâ meşhûr ulemâ-i benî İsrailiyeden Abdullâh İbn-i Selâm gibi pek çok zâtlar, yalnız O Zât-ı Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm’ın sîmâsını görmekle; “Şu sîmâda yalan yok! Şu yüzde hile olamaz!” diyerek îmâna gelmişler.
