İstanbul İlim ve Kültür Vakfı
Sayfa 427 / 507
427

İşte, mâdem kalb ve dimağ-ı insanî bu merkezdedir; çekirdek hâletinde bir şecere-i azîmenin cihâzâtını tazammun eder ve ebedî, uhrevî, haşmetli bir makinenin âletleri ve çarkları içinde dercedilmiştir; elbette ve herhalde o kalbin Fâtırı, o kalbi işlettirmesini ve bilkuvve tavırdan bilfiil vaziyetine çıkarmasını ve inkişafını ve hareketini irâde etmiş ki, öyle yapmış. Mâdem irâde etmiş, elbette o kalb dahi akıl gibi işleyecek. Ve kalbi işlettirmek için en büyük vâsıta, velâyet merâtibinde zikr-i İlâhî ile tarîkat yolunda hakàik-ı îmâniyeye teveccüh etmektir.

İkinci Telvih

İkinci Telvih: Bu seyr ü sülûk-u kalbînin ve hareket-i rûhâniyenin miftâhları ve vesileleri, zikr-i İlâhî ve tefekkürdür. Bu zikir ve fikrin mehâsini, ta'dâd ile bitmez. Hadsiz fevâid-i uhreviyeden ve kemâlât-ı insaniyeden kat'-ı nazar, yalnız şu dağdağalı hayat-ı dünyeviyeye ait cüz'î bir fâidesi şudur ki: Her insan, hayatın dağdağasından ve ağır tekâlifinden bir derece kurtulmak ve teneffüs etmek için; herhalde bir tesellî ister, bir zevki arar ve vahşeti izâle edecek bir ünsiyeti taharrî eder. Medeniyet-i insaniye neticesindeki ictimâât-ı ünsiyetkârâne, on insanda bir-ikisine muvakkat olarak, belki gafletkârâne ve sarhoşçasına bir ünsiyet ve bir ülfet ve bir tesellî verir. Fakat yüzde sekseni ya dağlarda, derelerde münferid yaşıyor, ya derd-i maîşet onu ücra köşelere sevkediyor, ya musîbetler ve ihtiyarlık gibi âhireti düşündüren vâsıtalar cihetiyle insanların cemâatlerinden gelen ünsiyetten mahrumdurlar. O hâl onlara ünsiyet verip tesellî etmez.

İşte böylelerin hakîki tesellîsi ve ciddi ünsiyeti ve tatlı zevki; zikir ve fikir vâsıtasıyla kalbi işletmek, o ücra köşelerde, o vahşetli dağ ve sıkıntılı derelerde kalbine müteveccih olup “Allah!” diyerek kalbi ile ünsiyet edip, o ünsiyet ile, etrafında vahşetle ona bakan eşyayı ünsiyetkârâne tebessüm vaziyetinde düşünüp, “Zikrettiğim Hàlık’ımın hadsiz ibâdı her tarafta bulunduğu gibi, bu vahşetgâhımda da çokturlar. Ben yalnız değilim, tevahhuş mânâsızdır” diyerek, îmânlı bir hayattan ünsiyetli bir zevk alır. Saâdet-i hayatiye mânâsını anlar, Allah’a şükreder.

Üçüncü Telvih

Üçüncü Telvih: Velâyet, bir hüccet-i risalettir; tarîkat, bir bürhân-ı Şerîattır. Çünkü Risaletin tebliğ ettiği hakàik-ı îmâniyeyi, velâyet; bir nev'i şühûd-u kalbî ve zevk-i rûhâni ile aynelyakìn derecesinde görür, tasdik eder. Onun tasdiki, risaletin hakkâniyetine kat'î bir hüccettir. Şerîat ders verdiği ahkâmın hakàikını, tarîkat; zevkiyle, keşfiyle ve ondan istifadesiyle ve istifazasıyla o ahkâm-ı Şerîatın hak olduğuna ve haktan geldiğine bir bürhân-ı bâhirdir. Evet, nasıl ki velâyet ve tarîkat, Risalet ve Şerîatın hücceti ve delilidir; öyle de, İslâmiyetin bir sırr-ı kemâli ve medâr-ı envârı ve insaniyetin, İslâmiyet sırrıyla bir mâden-i terakkiyâtı ve bir menba'-ı tefeyyüzâtıdır.

4–6 Ekim 2026 · İstanbul

13. Uluslararası Bediüzzaman Sempozyumu

Sempozyum programı, tebliğler ve kayıt bilgileri için sempozyum sitesini ziyaret edin.