İstanbul İlim ve Kültür Vakfı
Sayfa 428 / 507
428

İşte bu sırr-ı azîmin bu derece ehemmiyetiyle beraber, bazı fırak-ı dâlle onun inkârı tarafına gitmişler. Kendileri mahrum kaldıkları o envârdan, başkalarının mahrumiyetine sebeb olmuşlar. En ziyâde medâr-ı teessüf şudur ki: Ehl-i Sünnet ve Cemâat’in bir kısım zâhirî ulemâsı ve Ehl-i Sünnet ve Cemâat’e mensûb bir kısım ehl-i siyaset gâfil insanlar; ehl-i tarîkatın içinde gördükleri bazı sû-i istimâlâtı ve bir kısım hatîâtı bahâne ederek, o hazine-i uzmâyı kapatmak, belki tahrib etmek ve bir nev'i âb-ı hayatı dağıtan o kevser menba'ını kurutmak için çalışıyorlar. Hâlbuki eşyada, kusursuz ve her ciheti hayırlı şeyler, meşrebler, meslekler az bulunur. Alâ-külli hâl bazı kusurlar ve sû-i istimâlât olacak. Çünkü ehil olmayanlar bir işe girseler, elbette sû-i istimâl ederler. Fakat Cenâb-ı Hak, âhirette muhâsebe-i a'mâl düsturuyla, adâlet-i Rabbâniyesini, hasenât ve seyyiâtın muvâzenesiyle gösteriyor. Yani, hasenât râcih ve ağır gelse, mükâfâtlandırır, kabûl eder; seyyiât râcih gelse cezalandırır, reddeder. Hasenât ve seyyiâtın muvâzenesi, kemiyete bakmaz, keyfiyete bakar. Bazı olur, bir tek hasene bin seyyiâta tereccuh eder, affettirir.

Mâdem adâlet-i İlâhiye böyle hükmeder ve hakikat dahi bunu hak görür; tarîkat, yani Sünnet-i Seniye dâiresinde tarîkatın hasenâtı seyyiâtına kat'iyyen müreccah olduğuna delil; ehl-i tarîkat, ehl-i dalâletin hücumu zamanında îmânlarını muhâfaza etmesidir. Âdi bir samîmî ehl-i tarîkat; sûrî, zâhirî bir mütefenninden daha ziyâde kendini muhâfaza eder. O zevk-i tarîkat vâsıtasıyla ve o muhabbet-i evliyâ cihetiyle îmânını kurtarır. Kebâirle fâsık olur, fakat kâfir olmaz; kolaylıkla zındıkaya sokulmaz. Şedîd bir muhabbet ve metîn bir i'tikàd ile aktâb kabûl ettiği bir silsile-i meşâyihi, onun nazarında hiçbir kuvvet çürütemez. Çürütmediği için, onlardan i'timâdını kesemez. Onlardan i'timâdı kesilmezse, zındıkaya giremez. Tarîkatta hissesi olmayan ve kalbi harekete gelmeyen, bir muhakkìk âlim zât da olsa, şimdiki zındıkların desîselerine karşı kendini tam muhâfaza etmesi müşkülleşmiştir.

Bir şey daha var ki; dâire-i takvâdan haric, belki dâire-i İslâmiyetten haric bir sûret almış bazı meşreblerin ve tarîkat nâmını haksız olarak kendine takanların seyyiâtıyla tarîkat mahkûm olamaz. Tarîkatın dinî ve uhrevî ve rûhâni çok mühim ve ulvî neticelerinden sarf-ı nazar, yalnız Âlem-i İslâm içindeki kudsî bir râbıta olan uhuvvetin inkişafına ve inbisatına en birinci te'sirli ve harâretli vâsıta tarîkatlar olduğu gibi; âlem-i küfrün ve siyaset-i Hıristiyaniyenin, nur-u İslâmiyeti söndürmek için müdhiş hücumlarına karşı dahi, üç mühim ve sarsılmaz kal'a-i İslâmiyeden bir kal'asıdır. Merkez-i Hilâfet olan İstanbul’u beşyüz elli sene bütün âlem-i Hıristiyaniyenin karşısında muhâfaza ettiren, İstanbul’da beşyüz yerde

4–6 Ekim 2026 · İstanbul

13. Uluslararası Bediüzzaman Sempozyumu

Sempozyum programı, tebliğler ve kayıt bilgileri için sempozyum sitesini ziyaret edin.