erzâklarını taşıyan kafile-i nebâtâta karşı ilân etmek için bir hatîb-i Rabbânî olarak başta bülbül-ü gül ve her nev'den bir nev'i bülbül intihâb edilmiş ve onların nağamâtı dahi, nebâtâtın en güzellerinin başlarında hoş-âmedî nev'inden tesbihkârâne bir hüsn-ü istikbâldir, bir alkışlamadır.
Aynen bunun gibi: Sebeb-i hilkat-ı eflâk ve vesile-i saâdet-i dâreyn ve Habîb-i Rabbü'l-Âlemîn olan Zât-ı Muhammed-i Arabî Aleyhissalâtü Vesselâm’a karşı, nasıl ki, melâike nev'inden Hazret-i Cebrâil Aleyhisselâm kemâl-i muhabbetle hizmetkârlık ediyor; melâikelerin Hazret-i Âdem Aleyhisselâm’a inkıyad ve itâatini ve sırr-ı sücûdunu gösteriyor, öyle de; ehl-i Cennetin, hattâ Cennetin hayvanat kısmının dahi, O zâta karşı alâkaları, bindiği Burâk’ın hissiyat-ı âşıkânesiyle ifâde edilmiştir.
İkinci Nükte
İKİNCİ NÜKTE:
Mi'râc-ı Nebeviyedeki mâceralardan birisi; Cenâb-ı Hakk’ın Resûl-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm’a karşı muhabbet-i münezzehesi, “Sana âşık olmuşum” tâbiriyle ifâde edilmiş. Şu tâbirat, Vâcibü'l-Vücûdun kudsiyetine ve istiğnâ-i Zâtîsine, mânâ-yı örfî ile münâsib düşmüyor. Mâdem Süleyman Efendi’nin mevlidi, rağbet-i âmmeye mazhariyeti delâletiyle, o zât ehl-i velâyettir ve ehl-i hakikattir; elbette irâe ettiği mânâ sahîhtir. Mânâ da budur ki:
Zât-ı Vâcibü'l-Vücûd’un hadsiz cemâl ve kemâli vardır. Çünkü bütün kâinâtın aksâmına inkısam etmiş olan cemâl ve kemâlin bütün envâ'ı, Onun cemâl ve kemâlinin emâreleri, işâretleri, âyetleridir. İşte her hâlde, cemâl ve kemâl sâhibi bilbedâhe, cemâl ve kemâlini sevmesi gibi, Zât-ı Zülcelâl dahi, cemâlini pekçok sever. Hem, kendine lâyık bir muhabbetle sever. Hem cemâlinin şuââtı olan esmâsını dahi sever. Mâdem esmâsını sever; elbette esmâsının cemâlini gösteren san'atını sever. Öyle ise, cemâl ve kemâline âyine olan masnûâtını dahi sever. Mâdem cemâl ve kemâlini göstereni sever; elbette cemâl ve kemâl-i esmâsına işâret eden mahlûkatının mehâsinini sever. Bu beş nev'i muhabbete Kur'ân-ı Hakîm, âyâtıyla işâret ediyor.
İşte Resûl-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm, mâdem masnûât içinde en mükemmel ferddir ve mahlûkat içinde en mümtâz şahsiyettir...
Hem, San'at-ı İlâhiyeyi, bir velvele-i zikir ve tesbih ile teşhîr ediyor ve istihsân ediyor...
Hem esmâ-i İlâhiyedeki cemâl ve kemâl hazinelerini, lisân-ı Kur'ân ile açmıştır...
Hem kâinâtın âyât-ı tekvîniyesinin, Sâni'inin kemâline delâletlerini, parlak ve kat'î bir sûrette lisân-ı Kur'ânla beyân ediyor...
