İstanbul İlim ve Kültür Vakfı
Sayfa 384 / 507
384

sûrette halkedilmişler. Cenâb-ı Hak o ihtilâfa binâen, zenginleri fukaraların muâvenetine dâvet ediyor. Hâlbuki zenginler, fukaranın acınacak acı hâllerini ve açlıklarını, oruçtaki açlıkla tam hissedebilirler.

Eğer oruç olmazsa, nefis-perest çok zenginler bulunabilir ki, açlık ve fakirlik ne kadar elîm ve onlar şefkate ne kadar muhtaç olduğunu idrak edemez. Bu cihette; insaniyetteki hemcinsine şefkat ise, şükr-ü hakîkinin bir esâsıdır. Hangi ferd olursa olsun, kendinden bir cihette daha fakiri bulabilir. Ona karşı şefkate mükelleftir.

Eğer nefsine açlık çektirmek mecburiyeti olmazsa, şefkat vâsıtasıyla muâvenete mükellef olduğu ihsânı ve yardımı yapamaz; yapsa da tam olamaz. Çünkü, hakîki o hâleti kendi nefsinde hissetmiyor.

Dördüncü Nükte

DÖRDÜNCÜ NÜKTE

Ramazan-ı Şerîfteki oruç, nefsin terbiyesine baktığı cihetindeki çok hikmetlerinden bir hikmeti şudur ki: Nefis, kendini hür ve serbest ister ve öyle telâkki eder. Hattâ mevhûm bir rubûbiyet ve keyfemâyeşâ hareketi, fıtrî olarak arzu eder. Hadsiz ni'metlerle terbiye olunduğunu düşünmek istemiyor. Hususan, dünyada servet ve iktidarı da varsa, gaflet dahi yardım etmiş ise; bütün bütün gâsıbâne, hırsızcasına ni'met-i İlâhiyeyi hayvan gibi yutar.

İşte Ramazan-ı Şerîfte en zenginden en fakire kadar herkesin nefsi anlar ki; kendisi mâlik değil, memlûktur; hür değil, abddir. Emir olunmazsa en âdi ve en rahat şeyi de yapamaz; elini suya uzatamaz diye, mevhûm rubûbiyeti kırılır, ubûdiyeti takınır; hakîki vazifesi olan şükre girer.

Beşinci Nükte

BEŞİNCİ NÜKTE

Ramazan-ı Şerîfin orucu, nefsin tehzîb-i ahlâkına ve serkeşâne muâmelelerinden vazgeçmesi cihetine baktığı noktasındaki çok hikmetlerinden birisi şudur ki: Nefs-i insaniye gafletle kendini unutuyor. Mâhiyetindeki hadsiz aczi, nihâyetsiz fakrı, gayet derecedeki kusurunu göremez ve görmek istemez.

Hem, ne kadar zaîf ve zevâle ma'rûz ve musîbetlere hedef bulunduğunu ve çabuk bozulur, dağılır et ve kemikten ibaret olduğunu düşünmez. Âdeta polattan bir vücûdu var gibi, lâyemûtâne kendini ebedî tahayyül eder gibi dünyaya saldırır. Şedîd bir hırs ve tama' ile ve şiddetli alâka ve muhabbet ile dünyaya atılır. Her lezzetli ve menfaatli şeylere bağlanır.

Hem, kendini kemâl-i şefkatle terbiye eden Hàlık’ını unutur. Hem, netice-i hayatını ve hayat-ı uhreviyesini düşünmez; ahlâk-ı seyyie içinde yuvarlanır.

4–6 Ekim 2026 · İstanbul

13. Uluslararası Bediüzzaman Sempozyumu

Sempozyum programı, tebliğler ve kayıt bilgileri için sempozyum sitesini ziyaret edin.