Vesselâm geldi, kuyunun başına oturdu; bir kova su istedi; getirdik. Kovanın içine mübârek ağzının suyunu bıraktı ve duâ etti, sonra o kovayı kuyuya döktü. Birden kuyu coştu ve kaynadı; ağzına kadar doldu. Bütün ordu, kendileri ve hayvanatı doyuncaya kadar içtiler, kablarını da doldurdular.”
Altıncı Misal
Altıncı Misâl: Yine Müslim ve İbn-i Cerîr-i Taberî gibi, hadîsin dâhî imâmları başta olarak, kütüb-ü sahîha; nakl-i sahîh ile, meşhûr Ebû Katâde’den haber veriyorlar ki; Ebû Katâde diyor: Mûte gazve-i meşhûresinde reislerin şehâdetleri üzerine, imdâda gidiyorduk. Bende bir kırba vardı. Resûl-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm, bana fermân etti:
اِحْفَظْ عَلَىَّ مِيضَئَتَكَ فَسَيَكُونُ لَهَا نَبَاٌ عَظِيمٌ Yani: “Kırbanı sakla; onun büyük işi var.” Sonra susuzluk başladı. Yetmişiki kişi idik –Taberî’nin nakline göre, üçyüz idik– susuz kaldık. Resûl-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm dedi: “Kırbanı getir.” Ben getirdim. O da aldı, ağzını ağzına getirdi, içine nefes etti etmedi bilmem; sonra yetmişiki kişi geldiler, içtiler, kablarını doldurdular. Sonra ben aldım; verdiğim gibi kalmıştı.
İşte şu mu'cize-i bâhire-i Ahmediyeyi (A.S.M.) gör; اَللّٰهُمَّ صَلِّ وَسَلِّمْ عَلَيْهِ وَعَلٰى آلِهِ بِعَدَدِ قَطَرَاتِ الْمَاءِ de.
Yedinci Misal
Yedinci Misâl: Başta Buhârî ve Müslim olarak kütüb-ü sahîha, Hazret-i İmran İbn-i Husayn’dan haber veriyorlar ki; İmran der: “Bir seferde, Resûl-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm ile beraber susuz kaldık. Bana ve Ali’ye fermân etti ki: “Filân mevkide bir kadın, iki kırba suyu hayvana yükletmiş gidiyor; alıp buraya getiriniz.” Ben ve Ali beraber gittik, aynı yerde kadını, su yükü ile bulduk, getirdik. Sonra emretti: “Bir kaba bir parça su boşaltınız.” Boşalttık. Bereketle duâ etti. Sonra yine suyu, o hayvandaki kırbaya koyduk. Fermân etti ki: “Herkes gelsin, kabını doldursun.” Bütün kafile geldi, kablarını doldurdular, içtiler. Sonra fermân etti: “Kadına bir şeyler toplayınız.” Kadının eteğini doldurdular. İmran diyor ki: “Ben tahayyül ediyordum ki, gittikçe iki kırba doluyor, daha ziyâdeleşiyor.” Resûl-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm, o kadına fermân etti ki:
اِذْهَبِى فَاِنَّا لَمْ نَاْخُذْ مِنْ مَائِكِ شَيْئًا وَلٰكِنَّ اللّٰهَ سَقٰينَا Yani: “Senin suyundan almadık; belki Cenâb-ı Hak, bize hazinesinden su içirdi.”
Sekizinci Misal
Sekizinci Misâl: Başta meşhûr İbn-i Huzem, Sahîhinde, râviler Hazret-i Ömer’den naklediyorlar ki: “Gazve-i Tebük’te susuz kaldık.
