İstanbul İlim ve Kültür Vakfı
Sayfa 280 / 507
280

mütâlaagâh olur. Nasıl ki, meselâ bir çiçek vücûddan gider, fakat yüzer tohumcuklarını ve tohumcuklarda mâhiyetini vücûdda bırakmakla beraber; küçük elvâh-ı mahfûzada ve elvâh-ı mahfûzanın küçük nümûneleri olan hâfızalarda binler sûretini bırakıp, zîşuûrlara etvâr-ı hayatıyla ifâde ettiği tesbihât-ı Rabbâniye ve nukùş-u esmâiyeyi okutturur, sonra gider. Öyle de yeryüzünün saksısında güzel masnûâtla münakkaş olan bahar mevsimi, bir çiçektir; zâhiren zevâl bulur, ademe gider, fakat onun tohumları adedince ifâde ettikleri hakàik-ı gaybiye ve çiçekleri adedince neşrettiği hüviyet-i misâliye ve mevcûdâtı adedince gösterdikleri Hikmet-i Rabbâniyeyi kendine bedel olarak vücûdda bırakıp sonra bizden saklanır. Hem o giden baharın arkadaşları olan sâir baharlara yer boşaltır, tâ onlar gelip vazife görsünler. Demek o bahar, zâhirî bir vücûdu çıkarır; ma'nen bin vücûd giyer.

Üçüncü İşaret

ÜÇÜNCÜ İŞÂRET:

وَثَالِثًا : مَعَ نَشْرِ الثَّمَرَاتِ الْاُخْرَوِيَّةِ وَالْمَنَاظِرِ السَّرْمَدِيَّةِ

fıkrası ifâde ediyor ki: Dünya bir destgâh ve bir mezraadır. Âhiret pazarına münâsib olan mahsulâtı yetiştirir. Çok Sözler’de isbât etmişiz: Nasıl ki cin ve insin amelleri âhiret pazarına gönderiliyor. Öyle de; dünyanın sâir mevcûdâtı dahi, âhiret hesabına çok vazifeler görüyorlar ve çok mahsulât yetiştiriyorlar. Belki küre-i arz, onlar için geziyor; belki denilebilir ki; “Onun içindir.” Bu sefîne-i Rabbâniye, yirmidört bin senelik bir mesâfeyi bir senede geçip, meydân-ı haşrin etrafında dönüyor. Meselâ ehl-i Cennet, elbette arzu ederler ki, dünya mâceralarını tahattur etsinler ve birbirine nakletsinler; belki o mâceraların levhalarını ve misâllerini görmeyi çok merak ederler. Elbette sinema perdelerinde görmek gibi; o levhaları, o vak'aları müşâhede etseler; çok mütelezziz olurlar. Mâdem öyledir, herhalde dâr-ı lezzet ve menzil-i saâdet olan dâr-ı Cennette, ﴾ عَلٰى سُرُرٍ مُتَقَابِلِينَ ﴿ işâretiyle; sermedî manzaralarda, dünyevî mâceraların muhâveresi ve dünyevî hâdisâtın manzaraları Cennette bulunacaktır. İşte bu güzel mevcûdâtın bir ân görünmesiyle kaybolması ve birbiri arkasından gelip geçmesi, menâzır-ı sermediyeyi teşkil etmek için, bir fabrika destgâhları hükmünde görünüyor. Meselâ: Nasıl ki ehl-i medeniyet, fânî vaziyetlere bir nev'i bekà vermek ve ehl-i istikbâle yâdigâr bırakmak için, güzel veya garîb vaziyetlerin sûretlerini alıp, sinema perdeleriyle istikbâle hediye ediyor, zaman-ı mâziyi zaman-ı hâlde ve istikbâlde gösteriyor ve dercediyorlar… Aynen öyle de; şu mevcûdât-ı bahariye ve dünyeviyede kısa bir hayat geçirdikten sonra, onların Sâni'-i Hakîmi,

4–6 Ekim 2026 · İstanbul

13. Uluslararası Bediüzzaman Sempozyumu

Sempozyum programı, tebliğler ve kayıt bilgileri için sempozyum sitesini ziyaret edin.