İstanbul İlim ve Kültür Vakfı
Sayfa 336 / 507
336

İkinci Mesele Olan İkinci Risale

İkinci Mes'ele Olan İkinci Risale

“Hazret-i Mûsa Aleyhisselâm, Hazret-i Azrâil Aleyhisselâm’ın gözüne tokat vurmuş” ilâ âhir... meâlindeki Hadîse dair ehemmiyetli bir münâkaşayı kaldırmak ve halletmek için yazılmıştır.

Eğirdir’de bir münâkaşa-i ilmiye işittim. O münâkaşa hususan şu zamanda yanlıştır. Hattâ münâkaşayı bilmiyordum. Benden de suâl edildi. Mu'teber bir kitapta, Hadîs-i Şeyheyn’in ittifakına alâmet olan ق işâretiyle bir Hadîs bana gösterildi. “Hadîs midir, değil midir?” suâl edildi.

Ben dedim: Böyle mu'teber bir kitapta Şeyheyn Hadîsinin ittifakına hükmeden bir zâta i'timâd etmek lâzım; demek hadîstir. Fakat hadîsin, Kur'ân gibi bazı müteşâbihâtı var. Ancak hàvâs onların mânâlarını bulabilir. Şu hadîsin zâhiri dahi, müşkülât-ı hadîsin müteşâbihât kısmından olmak ihtimali var, dedim. Eğer bilseydim medâr-ı münâkaşa olmuş, öyle kısa değil, belki böyle cevab verecektim:

Evvelâ: Bu çeşit mesâili münâkaşa etmenin birinci şartı; insaf ile, hakkı bulmak niyetiyle, inâdsız bir sûrette, ehil olanların mâbeyninde, sû-i telâkkiye sebeb olmadan müzâkeresi câiz olabilir. O müzâkere hak için olduğuna delil şudur ki: Eğer hak, muârızın elinde zâhir olsa, müteessir olmasın, belki memnun olsun; çünkü bilmediği şeyi öğrendi. Eğer kendi elinde zâhir olsa, fazla bir şey öğrenmedi, belki gurura düşmek ihtimali var.

Sâniyen: Sebeb-i münâkaşa, eğer hadîs ise; hadîsin merâtibini ve vahy-i zımnînin derecâtını ve tekellümât-ı Nebeviyenin aksâmını bilmek lâzım. Avâm içinde müşkülât-ı hadîsiyeyi münâkaşa etmek, izhâr-ı fazl sûretinde, avukat gibi kendi sözünü doğru göstermek ve enâniyetini, hakka ve insafa tercih etmek sûretinde deliller aramak câiz değildir. Mâdem şu mes'ele açılmış, medâr-ı münâkaşa edilmiş, bîçâre avâm-ı nâsın zihninde sû-i te'sir ediyor. Çünkü şu gibi müteşâbih hadîsleri aklına sığıştıramadığı için eğer inkâr etse, dehşetli bir kapı açar; yani küçücük aklına sığışmayan kat'î hadîsleri dahi inkâra yol açar. Eğer zâhir-i hadîsin mânâsını tutarak öyle kabûl edip neşretse, ehl-i dalâletin i'tirâzâtına ve “hurâfâttır” demelerine yol açar. Mâdem bu müteşâbih hadîs’e, lüzumsuz ve zararlı bir tarzda nazar-ı dikkat celbedilmiş ve bu çeşit hadîsler çok vârid olmuş, elbette şübheleri izâle edecek bir hakikati beyân etmek lâzım gelir. Şu hadîs kat'î olsun veya olmasın, o hakikati zikretmek gerektir.

4–6 Ekim 2026 · İstanbul

13. Uluslararası Bediüzzaman Sempozyumu

Sempozyum programı, tebliğler ve kayıt bilgileri için sempozyum sitesini ziyaret edin.