İstanbul İlim ve Kültür Vakfı
Sayfa 182 / 507
182

On Dokuzuncu Nükteli İşaret

ONDOKUZUNCU NÜKTELİ İŞÂRET:

Sâbık işâretlerde, Resûl-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm, Cenâb-ı Hakk’ın resûlü olduğu gayet kat'î ve şübhesiz bir sûrette isbât edildi. İşte risaleti binler delâil-i kat'iyye ile sâbit olan Muhammed-i Arabî Aleyhissalâtü Vesselâm, vahdâniyet-i İlâhiyenin ve saâdet-i ebediyenin en parlak bir delili ve en kat'î bir bürhânıdır. Biz şu işârette; o müşrık, parlak delile ve nâtık-ı sâdık bürhâna, hülâsatü'l-hülâsa bir icmâl ile küçük bir ta'rif yapacağız. Çünkü mâdem O delildir ve neticesi mârifet-i İlâhiyedir; elbette delili tanımak ve vech-i delâletini bilmek lâzımdır. Öyle ise, biz de gayet muhtasar bir hülâsa ile, vech-i delâletini ve sıhhatini beyân edeceğiz. Şöyle ki:

Resûl-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm, şu kâinâtın mevcûdâtı gibi, Hàlık-ı Kâinâtın vücûduna ve vahdetine kendi zâtı delâlet ettiği gibi; o kendi delâlet-i zâtiyesini, bütün mevcûdâtın delâletiyle beraber, lisânıyla ilân etmiştir. Mâdem delildir; biz O delilin hüccet ve istikametine ve sıdk ve hakkâniyetine “Onbeş Esâs”ta işâret ederiz:

Birinci Esas

Birinci Esâs: Hem zâtıyla, hem lisânıyla, hem delâlet-i hâliyle, hem kàliyle kâinâtın Sâni'ine delâlet eden şu delil; hem hakikat-i kâinâtça musaddak, hem sâdıktır. Çünkü bütün mevcûdâtın vahdâniyete delâletleri elbette vahdâniyeti söyleyen Zâtı tasdik hükmündedir. Demek söylediği da'vâ da, umum kâinâtça musaddaktır. Hem, beyân ettiği kemâl-i mutlak olan vahdâniyet-i İlâhiye ve hayr-ı mutlak olan saâdet-i ebediye, bütün hakàik-ı âlemin hüsün ve kemâline muvâfık ve mutâbık olduğundan; O, da'vâsında elbette sâdıktır. Demek Resûl-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm, vahdâniyet-i İlâhiyeye ve saâdet-i ebediyeye bir bürhân-ı nâtık-ı sâdık ve musaddaktır.

İkinci Esas

İkinci Esâs: Hem O delil-i sâdık ve musaddak, mâdem umum enbiyânın fevkınde binler mu'cizât ve neshedilmeyen bir şerîat ve umum cin ve inse şâmil bir dâvet sâhibi olduğundan, elbette umum enbiyânın reisidir. Öyle ise, umum enbiyânın mu'cizâtlarının sırrını ve ittifaklarını câmi'dir. Demek bütün enbiyânın kuvvet-i icmâı ve mu'cizâtlarının şehâdeti, Onun sıdk ve hakkâniyetine bir nokta-i istinâd teşkil eder. Hem Onun terbiyesi ve irşadı ve nur-u Şerîatıyla kemâl bulan bütün evliyâ ve asfiyânın sultanı ve üstadıdır. Öyle ise, onların sırr-ı kerâmetlerini ve icmâkârâne tasdiklerini ve tahkîklerinin kuvvetini câmi'dir. Çünkü onlar, üstadlarının açtığı ve kapıyı açık bıraktığı yolda gitmişler, hakikati bulmuşlar. Öyle ise, onların bütün kerâmetleri ve tahkîkatları ve icmâları, O mukaddes üstadlarının sıdk ve hakkâniyeti için bir nokta-i istinâd te'min eder.

4–6 Ekim 2026 · İstanbul

13. Uluslararası Bediüzzaman Sempozyumu

Sempozyum programı, tebliğler ve kayıt bilgileri için sempozyum sitesini ziyaret edin.