İşte bu ittibâ' ve ihtidâ vâsıtasıyla, âdi ahvâli ve örfî muâmeleleri ve fıtrî hareketleri ibâdet şekline girmekle beraber; herbir ameli, sünneti ve şer'i o ittibâ' noktasında düşündürmekle, bir tahattur-u hükm-ü şer'î veriyor. O tahattur ise, sâhib-i şerîatı düşündürüyor. O düşünmek ise, Cenâb-ı Hakk’ı hâtıra getiriyor. O hâtıra, bir nev'i huzur veriyor. O hâlde mütemâdiyen ömür dakikaları, huzur içinde bir ibâdet hükmüne getirilebilir. İşte bu cadde-i kübrâ, velâyet-i kübrâ olan ehl-i veraset-i Nübüvvet olan sahâbe ve selef-i sâlihînin caddesidir.
#### İkinci Nokta
İkinci Nokta: Velâyet yollarının ve tarîkat şûbelerinin en mühim esâsı, ihlâstır. Çünkü ihlâs ile hafî şirklerden halâs olur. İhlâsı kazanmayan, o yollarda gezemez. Ve o yolların en keskin kuvveti, muhabbettir. Evet muhabbet, mahbûbunda bahâneler aramaz ve kusurlarını görmek istemez. Ve kemâline delâlet eden zaîf emâreleri, kavî hüccetler hükmünde görür. Dâima mahbûbuna tarafdârdır.
İşte bu sırra binâendir ki, muhabbet ayağıyla mârifetullâha teveccüh eden zâtlar; şübehâta ve i'tirâzâta kulak vermezler, ucuz kurtulurlar. Binler şeytan toplansa, onların mahbûb-u hakîkisinin kemâline işâret eden bir emâreyi, onların nazarında ibtal edemez. Eğer muhabbet olmazsa, o vakit kendi nefsi ve şeytanı ve haricî şeytanların ettikleri i'tirâzât içinde çok çırpınacak. Kahramancasına bir metânet ve kuvvet-i îmân ve dikkat-i nazar lâzımdır ki, kendisini kurtarsın. İşte bu sırra binâendir ki; umum merâtib-i velâyette mârifetullâhtan gelen muhabbet, en mühim mâye ve iksîrdir.
Fakat muhabbetin bir vartası var ki; ubûdiyetin sırrı olan niyâzdan, mahviyetten; nâza ve da'vâya atlar, mîzansız hareket eder. Mâsivâ-yı İlâhiyeye teveccühü hengâmında, mânâ-yı harfîden mânâ-yı ismîye geçmesiyle; tiryâk iken zehir olur. Yani gayrullâhı sevdiği vakit, Cenâb-ı Hak hesabına ve Onun nâmına, Onun bir âyine-i esmâsı olmak cihetiyle rabt-ı kalb etmek lâzımken; bazen o zâtı, o zât hesabına, kendi kemâlât-ı şahsiyesi ve cemâl-i zâtîsi nâmına düşünüp, mânâ-yı ismiyle sever. Allah’ı ve Peygamber’i düşünmeden yine onları sevebilir. Bu muhabbet, muhabbetullâha vesile değil, perde oluyor. Mânâ-yı harfî ile olsa, muhabbetullâha vesile olur, belki cilvesidir denilebilir.
#### Üçüncü Nokta
Üçüncü Nokta: Bu dünya, dâru'l-hikmettir, dâru'l-hizmettir; dâru'l-ücret ve mükâfât değil. Buradaki a'mâl ve hizmetlerin ücretleri Berzahta ve Âhirettedir. Buradaki a'mâl, berzahta ve âhirette meyve verir. Mâdem hakikat budur, a'mâl-i uhreviyeye ait neticeleri dünyada istememek gerektir. Verilse de, memnunâne değil, mahzûnâne kabûl etmek lâzımdır. Çünkü Cennetin meyveleri gibi, kopardıkça yerine aynı gelmek sırrıyla, bâkî hükmünde olan amel-i uhrevî meyvesini, bu dünyada fânî bir sûrette yemek,
