İstanbul İlim ve Kültür Vakfı
Sayfa 245 / 507
245

Üçüncü Temsil

Üçüncü Temsîl: Meselâ, iki arkadaş var; hiç görmedikleri bir memleketin ahvâline dair istatistikli bir nev'i coğrafya yazmak istiyorlar.

Birisi, o memleketin pâdişahına intisab edip, telgraf ve telefon dâiresine girer. On paralık bir tel ile, kendi telefon makinesini devletin teline rabteder. Her yer ile görüşür, muhâbere eder, ma'lûmât alır. Gayet muntazam ve mükemmel coğrafya istatistiğine ait san'atkârâne bir eser yapar.

Öteki arkadaş ise, ya elli sene mütemâdiyen gezecek ve müşkülâtla her yeri görüp her hâdiseyi işitecek, veyâhut milyonlarla lirayı sarfedip, devletin tel ve telefon temdidatı kadar ve pâdişah gibi telgraf sâhibi olacak. Tâ evvelki arkadaşı gibi o mükemmel eseri yapsın.

Öyle de: ﴾ وَلِلّٰهِ الْمَثَلُ الْاَعْلَى ﴿ eğer hadsiz eşya ve mahlûkat Vâhid-i Ehad’e verilse, o vakit o irtibat ile herşey birer mazhar olur. O Şems-i Ezelî’nin tecellîsine mazhariyetle, kavânîn-i hikmetine ve desâtir-i ilmiyesine ve nevâmis-i kudretine irtibat peydâ eder. O vakit havl ve kuvvet-i İlâhiye ile herşeyi görür bir gözü ve her yere bakar bir yüzü ve her işe geçer bir sözü hükmünde bir cilve-i Rabbâniyeye mazhar olur. Eğer o intisab kesilse, o şey, bütün eşyadan dahi inkıtâ' eder, cirmi kadar bir küçüklüğe sığışır. O hâlde bir ulûhiyet-i mutlaka sâhibi olmalı ki, evvelki vaziyette gördüğü işleri görebilsin.

Elhâsıl: Vahdet ve îmân yolunda, vücûb derecesinde bir sühûlet ve kolaylık var. Şirk ve esbâbda, imtina' derecesinde müşkülât ve suûbet var. Çünkü bir vâhid, külfetsiz olarak kesîr eşyaya bir vaziyet verir ve bir neticeyi istihsâl eder. Eğer o vaziyeti almayı ve o neticeyi istihsâl etmeyi, o eşya-yı kesîreye havâle edilse, o vakit pek çok külfetle ve pek çok hareketlerle ancak o vaziyet alınır ve o netice istihsâl edilir. Meselâ Üçüncü Mektûb’da denildiği gibi; semâvât meydânında, şems ve kamer kumandası altında yıldızlar ordusunu harekete getirmekle, her gece ve her sene, şa'şaalı tesbihkârâne bir seyerân ve cereyan vermek demek olan câzibedâr, sevimli vaziyet-i semâviye ve mevsimlerin değişmesi gibi büyük maslahatların vücûd bulması demek olan o ulvî, hikmetli netice-i arziye, eğer vahdete verilse; o Sultan-ı Ezel, kolayca küre-i arz gibi bir neferi, o vaziyet ve o netice için ecrâm-ı ulviyeye kumandan ta'yin eder. O vakit arz, emir aldıktan sonra, memuriyet neş'esinden mevlevî gibi zikir ve semâ'a kalkar; az bir masrafla o güzel vaziyet hâsıl olur, o mühim netice vücûd bulur. Eğer arza, “Sen dur, karışma!” denilse ve o netice ve o vaziyetin istihsâli de semâvâta havâle edilse ve vahdetten, kesrete ve şirke gidilse; her gün ve her sene, binler derece küre-i arzdan büyük olan milyonlar adedince yıldızlar hareket etmek, milyarlar sene mesâfeyi yirmidört saatte ve bir senede kestirmek lâzımdır.

4–6 Ekim 2026 · İstanbul

13. Uluslararası Bediüzzaman Sempozyumu

Sempozyum programı, tebliğler ve kayıt bilgileri için sempozyum sitesini ziyaret edin.