İstanbul İlim ve Kültür Vakfı
Sayfa 314 / 507
314

Dördüncü Mebhas

Dördüncü Mebhas

TENBİH: Yirmialtıncı Mektûb’un Dört Mebhası, birbiri ile münâsebetdâr olmadığı gibi, bu Dördüncü Mebhas’ın “On Mesâili” dahi birbiriyle münâsebetdâr değildir. Onun için, münâsebeti aramamalı. Nasıl gelmiş, öyle yazılmış. Mühim bir talebesine gönderdiği mektûbun bir parçasıdır. O talebenin beş-altı suâllerine verilen cevablardır.

Birincisi Mesele

Birincisi

Sâniyen: Mektûbunda diyorsun: ﴾ رَبِّ الْعَالَمِينَ ﴿ tâbir ve tefsirinde, “Onsekiz bin âlem” demişler. O adedin hikmetini soruyorsun.

Kardeşim, ben şimdi o adedin hikmetini bilmiyorum; fakat bu kadar derim ki: Kur'ân-ı Hakîmin cümleleri, birer mânâya münhasır değil, belki nev'-i beşerin umum tabakàtına hitâb olduğu için, her tabakaya karşı birer mânâyı tazammun eden bir küllî hükmündedir. Beyân olunan mânâlar, o küllî kaidenin cüz'iyâtları hükmündedirler. Herbir müfessir, herbir ârif, o küllîden bir cüz'ü zikrediyor. Ya keşfine, ya deliline, veyâhut meşrebine istinâd edip, bir mânâyı tercih ediyor. İşte bunda dahi, bir tâife, o adede muvâfık bir mânâ keşfetmiş.

Meselâ: Ehl-i velâyetin, ehemmiyetle, virdlerinde zikir ve tekrar ettikleri ﴾ مَرَجَ الْبَحْرَيْنِ يَلْتَقِيَانِ ❀ بَيْنَهُمَا بَرْزَخٌ لَا يَبْغِيَانِ ﴿ cümlesinde; dâire-i vücûb ile dâire-i imkândaki bahr-i Rubûbiyet ve bahr-i ubûdiyetten tut, tâ dünya ve âhiret bahirlerine, tâ âlem-i gayb ve âlem-i şehâdet bahirlerine, tâ şark ve garb, şimâl ve cenûbdaki bahr-i muhîtlerine, tâ Bahr-i Rûm ve Fars bahrine, tâ Akdeniz ve Karadeniz ve Boğaz’ına –ki mercan denilen balık ondan çıkıyor– tâ Akdeniz ve Bahr-i Ahmer’e ve Süveyş Kanalı’na, tâ tatlı ve tuzlu sular denizlerine, tâ toprak tabakası altındaki tatlı ve müteferrik su denizleriyle, üstündeki tuzlu ve muttasıl denizlerine, tâ Nil ve Dicle ve Fırat gibi, büyük ırmaklar denilen

4–6 Ekim 2026 · İstanbul

13. Uluslararası Bediüzzaman Sempozyumu

Sempozyum programı, tebliğler ve kayıt bilgileri için sempozyum sitesini ziyaret edin.