Zât-ı Mübârekin tamam-ı mâhiyeti ve hakikat-i kemâlâtı, siyer ve tarihe geçen beşerî ahvâl ve etvâra sığışmaz. Meselâ: Hazret-i Cebrâil ve Mîkâil, iki muhâfız yâver hükmünde gazve-i Bedir’de yanında bulunan bir Zât-ı Mübârek; çarşı içinde, bedevî bir arabla at mubâyaasında münâzaa etmek, bir tek şâhid olan Huzeyme’yi şâhid göstermekle görünen etvârı içinde sığışmaz.
İşte yanlış gitmemek için; her vakit mâhiyet-i beşeriyeti itibariyle işitilen evsâf-ı âdiye içinde başını kaldırıp, hakîki mâhiyetine ve mertebe-i risalette durmuş nurânî şahsiyet-i maneviyesine bakmak lâzımdır. Yoksa, ya hürmetsizlik eder veya şübheye düşer. Şu sırrı izâh için şu temsîli dinle:
Meselâ; bir hurma çekirdeği var. O hurma çekirdeği toprak altına konup, açılarak koca meyvedâr bir ağaç oldu. Hem gittikçe tevessü' eder, büyür. Veya tavus kuşunun bir yumurtası vardı, o yumurtaya harâret verildi, bir tavus civcivi çıktı. Sonra tam mükemmel, her tarafı kudretten yazılı ve yaldızlı bir tavus kuşu oldu. Hem gittikçe daha büyür ve güzelleşir. Şimdi o çekirdek ve o yumurtaya ait sıfatlar, hâller var. İçinde incecik maddeler var. Hem ondan hâsıl olan ağaç ve kuşun da, o çekirdek ve yumurtanın âdi küçük keyfiyet ve vaziyetlerine nisbeten, büyük ve àlî sıfatları ve keyfiyetleri var. Şimdi o çekirdek ve o yumurtanın evsâfını ağaç ve kuşun evsâfıyla rabtedip bahsetmekte lâzım gelir ki, her vakit akl-ı beşer, başını çekirdekten ağaca kaldırıp baksın ve yumurtadan kuşa gözünü tevcîh edip dikkat etsin. Tâ işittiği evsâfı onun aklı kabûl edebilsin. Yoksa, “Bir dirhem çekirdekten bin batman hurma aldım.” ve “Şu yumurta, cevv-i âsumânda kuşların sultanıdır” dese, tekzîb ve inkâra sapacak.
İşte bunun gibi, Resûl-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm’ın beşeriyeti, o çekirdeğe, o yumurtaya benzer. Ve vazife-i risaletle parlayan mâhiyeti ise, Şecere-i Tûbâ gibi ve Cennetin Tayr-ı Hümâyûnu gibidir. Hem dâima tekemmüldedir. Onun için çarşı içinde bir bedevî ile nizâ' eden o Zâtı düşündüğü vakit; Refref’e binip, Cebrâil’i arkada bırakıp, Kàb-ı Kavseyn’e koşup giden zât-ı nurânîsine, hayâl gözünü kaldırıp bakmak lâzım gelir. Yoksa, ya hürmetsizlik edecek veya nefs-i emmâresi inanmayacak.
Beşinci Nükteli İşaret
BEŞİNCİ NÜKTELİ İŞÂRET:
Umûr-u gaybiyeye dair hadîslerin birkaç misâlini zikrederiz:
Resûl-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm, nakl-i sahîh ile ve mütevâtir bir derecede bize vâsıl olmuş ki, minber üstünde, cemâat-i sahâbe içinde fermân etmiş ki: اِبْنِى حَسَنٌ هٰذَا سَيِّدٌ سَيُصْلِحُ اللّٰهُ بِهِ بَيْنَ فِئَتَيْنِ عَظِيمَتَيْنِ
