İstanbul İlim ve Kültür Vakfı
Sayfa 229 / 507
229

ve sönmek değildir ki esbâba verilsin, tabiata havâle edilsin. Belki, nasıl bir tohum zâhiren ölüp çürüyor; fakat, bâtınen bir sünbülün hayatına ve yoğurmasına.. yani cüz'î tohumluk hayatından, küllî sünbül hayatına geçiyor; öyle de, mevt dahi zâhiren bir inhilâl ve bir intifâ göründüğü hâlde, hakikatte insan için, hayat-ı bâkiyeye ünvân ve mukaddime ve mebde' oluyor. Öyle ise; hayatı veren ve idare eden Kadîr-i Mutlak, yine elbette mevti dahi O icâd eder.

Şu kelimedeki mertebe-i uzmâ-yı tevhidin bir bürhân-ı a'zamına şöyle işâret ederiz ki: Otuzüçüncü Mektûbun Yirmidördüncü Penceresi’nde beyân edildiği gibi: Şu mevcûdât, irâde-i İlâhiye ile seyyâledir. Şu kâinât, emr-i Rabbânî ile seyyâredir. Şu mahlûkat, İzn-i İlâhî ile, zaman nehrinde mütemâdiyen akıyor, âlem-i gaybdan gönderiliyor, âlem-i şehâdette vücûd-u zâhirî giydiriliyor; sonra âlem-i gayba muntazaman yağıyor, iniyor. Ve emr-i Rabbânî ile, mütemâdiyen istikbâlden gelip; hâle uğrayarak teneffüs eder, mâziye dökülür...

İşte şu mahlûkatın şu seyelânı, gayet hakîmâne rahmet ve ihsân dâiresinde ve şu seyerânı, gayet alîmâne hikmet ve intizam dâiresinde ve şu cereyanı, gayet rahîmâne şefkat ve mîzan dâiresinde baştan aşağıya kadar hikmetlerle, maslahatlarla, neticelerle ve gayelerle yapılıyor. Demek, bir Kadîr-i Zülcelâl, bir Hakîm-i Zülkemâl, mütemâdiyen tavâif-i mevcûdâtı ve her tâife içindeki cüz'iyâtı ve o tâifelerden teşekkül eden âlemleri, kudretiyle hayat verip tavzif eder. Sonra hikmetiyle terhis edip, mevte mazhar eder; âlem-i gayba gönderir. Dâire-i kudretten, dâire-i ilme çevirir.

İşte, hiç mümkün müdür ki; şu kâinâtı, hey'et-i mecmuasıyla çevirmeğe muktedir olmayan ve bütün zamanlara hükmü geçmeyen ve âlemleri hayata, mevte bir ferd gibi mazhar etmeğe kudreti yetmeyen ve baharları, bir çiçek gibi hayat verip, yer yüzüne takıp, sonra mevt ile ondan koparıp alamayan bir zât; mevt ve imâteye sâhib çıkabilsin!.. Evet, en cüz'î bir zîhayatın mevti dahi, hayatı gibi bütün hakàik-ı hayat ve envâ'-ı mevt elinde bulunan bir Zât-ı Zülcelâl’in kanunuyla, izniyle, emriyle, kuvvetiyle, ilmiyle olmak zarûrîdir.

Sekizinci Kelime

SEKİZİNCİ KELİME:

وَهُوَ حَىٌّ لاَ يَمُوتُ Yani: Hayatı dâimîdir, ezelî ve ebedîdir. Mevt ve fenâ, adem ve zevâl Ona ârız olamaz. Çünkü hayat, Ona zâtîdir. Zâtî olan, zâil olamaz. Evet; ezelî olan elbette ebedîdir. Kadîm olan, elbette bâkîdir. Vâcibü'l-Vücûd olan, elbette sermedîdir. Evet bir hayat ki, bütün vücûd, bütün envârıyla Onun gölgesidir. Nasıl adem Ona ârız olabilir?

4–6 Ekim 2026 · İstanbul

13. Uluslararası Bediüzzaman Sempozyumu

Sempozyum programı, tebliğler ve kayıt bilgileri için sempozyum sitesini ziyaret edin.