İstanbul İlim ve Kültür Vakfı
Sayfa 434 / 507
434

kâr-ı akıl değildir. Bâkî bir lambayı, bir dakika yaşayacak ve sönecek bir lamba ile mübâdele etmek gibidir.

İşte bu sırra binâen; ehl-i velâyet, hizmet ve meşakkat ve musîbet ve külfeti hoş görüyorlar, nazlanmıyorlar, şekvâ etmiyorlar, “Elhamdülillâhi alâ külli hâl” diyorlar. Keşif ve kerâmet, ezvâk ve envâr verildiği vakit, bir iltifat-ı İlâhî nev'inden kabûl edip setrine çalışıyorlar. Fahre değil, belki şükre, ubûdiyete daha ziyâde giriyorlar. Çokları o ahvâlin istitar ve inkıtâını istemişler, tâ ki amellerindeki ihlâs zedelenmesin. Evet, makbûl bir insan hakkında en mühim bir ihsân-ı İlâhî, ihsânını ona ihsâs etmemektir; tâ niyâzdan nâza ve şükürden fahre girmesin.

İşte bu hakikate binâendir ki, velâyeti ve tarîkatı isteyenler; eğer velâyetin bazı tereşşuhâtı olan ezvâk ve kerâmâtı isterlerse ve onlara müteveccih ise ve onlardan hoşlansa; bâkî, uhrevî meyveler, fânî dünyada, fânî bir sûrette yemek kabîlinden olmakla beraber; velâyetin mâyesi olan ihlâsı kaybedip, velâyetin kaçmasına meydân açar.

Yedinci Telvih

Yedinci Telvih: “Dört Nükte”dir:

#### Birinci Nükte

Birinci Nükte: Şerîat, doğrudan doğruya, gölgesiz, perdesiz, sırr-ı ehadiyet ile rubûbiyet-i mutlaka noktasında hitâb-ı İlâhînin neticesidir. Tarîkatın ve hakikatin en yüksek mertebeleri, Şerîatın cüz'leri hükmüne geçer. Yoksa dâima vesile ve mukaddime ve hàdim hükmündedirler. Neticeleri, Şerîatın muhkemâtıdır. Yani; hakàik-ı Şerîata yetişmek için, tarîkat ve hakikat meslekleri, vesile ve hàdim ve basamaklar hükmündedir. Gitgide en yüksek mertebede, nefs-i Şerîatta bulunan mânâ-yı hakikat ve sırr-ı tarîkata inkılâb ederler. O vakit, Şerîat-ı Kübrâ’nın cüz'leri oluyorlar. Yoksa bazı ehl-i tasavvufun zannettikleri gibi, Şerîatı, zâhirî bir kışır, hakikati onun içi ve neticesi ve gayesi tasavvur etmek doğru değildir. Evet Şerîatın, tabakàt-ı nâsa göre inkişafatı ayrı ayrıdır. Avâm-ı nâsa göre zâhir-i Şerîatı, hakikat-i Şerîat zannedip, hàvâssa münkeşif olan Şerîatın mertebesine “hakikat ve tarîkat” nâmı vermek yanlıştır. Şerîatın, umum tabakàta bakacak merâtibi var.

İşte bu sırra binâendir ki; ehl-i tarîkat ve ashâb-ı hakikat, ileri gittikçe hakàik-ı şerîata karşı incizabları, iştiyakları, ittibâ'ları ziyâdeleşiyor. En küçük bir Sünnet-i Seniyeyi, en büyük bir maksad gibi telâkki edip, onun ittibâ'ına çalışıyorlar; onu taklid ediyorlar. Çünkü, vahiy ne kadar ilhâmdan yüksek ise; semere-i vahiy olan âdâb-ı şer'iye, o derece semere-i ilhâm olan âdâb-ı tarîkattan yüksek ve ehemmiyetlidir. Onun için, tarîkatın en mühim esâsı, Sünnet-i Seniyeye ittibâ' etmektir.

#### İkinci Nükte

İkinci Nükte: Tarîkat ve hakikat, vesilelikten çıkmamak gerektir. Eğer maksûd-u bizzat hükmüne geçseler; o vakit Şerîatın muhkemâtı

4–6 Ekim 2026 · İstanbul

13. Uluslararası Bediüzzaman Sempozyumu

Sempozyum programı, tebliğler ve kayıt bilgileri için sempozyum sitesini ziyaret edin.