İstanbul İlim ve Kültür Vakfı
Sayfa 183 / 507
183

Hem O bürhân-ı vahdâniyet, sâbık işâretlerde görüldüğü gibi; o kadar kat'î, yakìnî ve bâhir mu'cizeleri ve hàrika irhâsatları ve şübhesiz delâil-i nübüvveti var ve O Zâtı öyle bir tasdik ediyor ki, kâinât toplansa onların tasdikini ibtal edemez...

Üçüncü Esas

Üçüncü Esâs: Hem O mu'cizât-ı bâhire sâhibi olan vahdâniyet dellâlı ve saâdet-i ebediye müjdecisi, kendi Zât-ı Mübârekinde öyle ahlâk-ı àliye ve vazife-i risaletinde öyle secâya-yı sâmiye ve tebliğ ettiği şerîat ve dininde öyle hasâil-i gâliye vardır ki; en şedîd düşman dahi Onu tasdik ediyor, inkâra mecâl bulamıyor. Mâdem zâtında ve vazifesinde ve dininde, en yüksek ve güzel ahlâkları ve en ulvî ve mükemmel seciyeleri ve en kıymetdâr ve makbûl hasletleri bulunuyor; elbette O zât, mevcûdâttaki kemâlâtın ve ahlâk-ı àliyenin misâli ve mümessili ve timsâli ve üstadıdır. Öyle ise, zâtında ve vazifesinde ve dininde şu kemâlât ise; hakkâniyetine ve sıdkına o kadar kuvvetli bir nokta-i istinâddır ki, hiçbir cihette sarsılmaz.

Dördüncü Esas

Dördüncü Esâs: Hem mâden-i kemâlât ve muallim-i ahlâk-ı àliye olan O dellâl-ı vahdâniyet ve saâdet, kendi kendine söylemiyor; belki söylettiriliyor. Evet, Hàlık-ı Kâinât tarafından söylettiriliyor. Üstad-ı Ezelî’sinden ders alır; sonra ders verir. Çünkü, sâbık işâretlerde kısmen beyân edilen binler delâil-i nübüvvetle; Hàlık-ı Kâinât, bütün o mu'cizâtı Onun elinde halk etmekle gösterdi ki: O, Onun hesabına konuşuyor, Onun kelâmını tebliğ ediyor. Hem Ona gelen Kur'ân ise; içinde, dışında kırk vech-i i'câz ile gösterir ki; O, Cenâb-ı Hakk’ın tercümânıdır. Hem O, kendi zâtında bütün ihlâsıyla ve takvâsıyla ve ciddiyetiyle ve emânetiyle ve sâir bütün ahvâl ve etvârıyla gösterir ki; O kendi nâmına, kendi fikriyle demiyor.. belki Hàlık’ı nâmına konuşuyor. Hem Onu dinleyen bütün ehl-i hakikat, keşif ve tahkîk ile tasdik etmişler ve ilmelyakìn îmân etmişler ki: O kendi kendine konuşmuyor, belki Hàlık-ı Kâinât Onu konuşturuyor, ders veriyor, Onunla ders verdiriyor. Öyle ise; Onun sıdk ve hakkâniyeti, bu dört gayet kuvvetli esâsların icmâına istinâd eder.

Beşinci Esas

Beşinci Esâs: Hem, O tercümân-ı kelâm-ı Ezelî; ervâhları görüyor, melâikelerle sohbet ediyor, cin ve insi de irşad ediyor. Değil ins ve cin âlemi, belki âlem-i Ervâh ve âlem-i Melâike fevkınde ders alıyor. Ve mâverâsında münâsebeti var ve ıttılâ'ı vardır. Sâbık mu'cizâtı ve tevâtürle kat'î mâcera-yı hayatı, şu hakikati isbât etmiştir. Öyle ise kâhinler ve sâir gâibden haber verenler gibi, Onun haberlerine değil cin, değil ervâh, değil melâike; belki Cibrîl’den başka Melâike-i Mukarrebîn dahi karışamıyor. Hattâ ekser evkàtta, Onun arkadaşı olan Hazret-i Cebrâil’i dahi bazı geri bırakıyor.

4–6 Ekim 2026 · İstanbul

13. Uluslararası Bediüzzaman Sempozyumu

Sempozyum programı, tebliğler ve kayıt bilgileri için sempozyum sitesini ziyaret edin.