İstanbul İlim ve Kültür Vakfı
Sayfa 225 / 507
225

bir ocak; ve koca küre-i zemini onlara bir beşik, bir menzil, bir ticâretgâh; ve ateşi, her yerde hazır bir aşçı ve dost; ve bulutu, süzgeç ve murdia; ve dağları, mahzen ve anbar; ve havayı, zîhayata enfâs ve nüfûsa yelpaze; ve suyu, yeniden hayata girenlere süt emziren dâye ve hayvanata âb-ı hayat veren bir şerbetçi hükmüne getiren rubûbiyet-i İlâhiye, gayet vâzıh bir sûrette vahdâniyet-i İlâhiyeyi gösterir. Evet, Hàlık-ı Vâhid’den başka, kim güneşi arzlılara musahhar bir hizmetkâr eder? Ve O Vâhid-i Ehad’den başka, kim havayı elinde tutar, pek çok vazifelerle tavzif edip, rû-yi zeminde çevik-çalâk bir hizmetkâr eder? Ve o Vâhid-i Ehad’den başka kimin haddine düşmüştür ki, ateşi aşçı yapsın ve kibrit başı kadar bir zerrecik ateşe, binler batman eşyayı yuttursun? Ve hâkezâ... herbir şey, herbir unsur, herbir ecrâm-ı ulviye, o haşmet-i rubûbiyet noktasında Vâhid-i Zülcelâl’i gösterir.

İşte; celâl ve haşmet noktasında vâhidiyet göründüğü gibi, cemâl ve rahmet noktasında dahi ni'met ve ihsân, ehadiyet-i İlâhiyeyi ilân eder. Çünkü, zîhayatta ve bilhassa insanda, o derece san'at-ı câmia içinde; hadsiz envâ'-ı ni'meti anlayacak, kabûl edecek, isteyecek cihâzât ve âletler vardır ki bütün kâinâtta tecellî eden bütün esmâsının cilvesine mazhardır. Âdeta bir nokta-i mihrâkiye hükmünde, bütün Esmâ-i Hüsnâyı birden mâhiyetinin âyinesiyle gösterir ve onunla ehadiyet-i İlâhiyeyi ilân eder.

#### Yedinci Fıkra

YEDİNCİ FIKRA:

سِكَّتُهُ فِى ذَاكَ فِى الْكُلِّ وَالْاَجْزَاءِ خَاتَمُهُ فِى هٰذَا فِى الْجِسْمِ وَالْاَعْضَاءِ Meâli şudur ki: Sâni'-i Zülcelâl, âlem-i ekberin hey'et-i mecmuasında bir sikke-i kübrâsı olduğu gibi, bütün eczâsında ve envâ'ında dahi birer sikke-i vahdet koymuştur. Âlem-i asğar olan insanın cisminde ve yüzünde birer hâtem-i vahdâniyet bastığı gibi, herbir a'zâsında dahi, birer mühr-ü vahdeti vardır. Evet o Kadîr-i Zülcelâl, herşeyde, külliyatta ve cüz'iyâtta, yıldızlarda ve zerrelerde birer sikke-i vahdet koymuştur ki; ona şehâdet eder. Ve birer mühr-ü vahdâniyet basmıştır ki; ona delâlet eder. Şu hakikat-i uzmâ, Yirmiikinci Söz’de ve Otuzikinci Söz’de ve Otuzüçüncü Mektûb’un otuzüç aded penceresinde gayet parlak ve kat'î bir sûrette izâh ve isbât edildiğinden, onlara havâle edip, sözü keser, burada hâtime veririz.

Beşinci Kelime

BEŞİNCİ KELİME:

لَهُ الْحَمْدُ Yani: Bütün mevcûdâtta sebeb-i medih ve senâ olan kemâlât Onundur. Öyle ise, hamd dahi Ona aittir. Ezelden ebede kadar her kimden her kime karşı gelen ve gelecek medh ü senâ Ona aittir.

4–6 Ekim 2026 · İstanbul

13. Uluslararası Bediüzzaman Sempozyumu

Sempozyum programı, tebliğler ve kayıt bilgileri için sempozyum sitesini ziyaret edin.