İstanbul İlim ve Kültür Vakfı
Sayfa 198 / 507
198

Dördüncü Nokta

DÖRDÜNCÜ NOKTA: Şu hâdise; gece vakti, herkes gaflette iken, ânî bir sûrette vukû' bulduğundan etraf-ı âlemde elbette görülmeyecek. Bazı efrâda görünse de, gözüne inanmayacak. İnandırsa da; elbette böyle mühim bir hâdise, haber-i vâhid ile tarihlere bâkî bir sermâye olmayacak...

Bazı kitaplarda: “Kamer, iki parça olduktan sonra yere inmiş.” ilâvesi ise; ehl-i tahkîk reddetmişlerdir. “Şu mu'cize-i bâhireyi kıymetten düşürmek niyetiyle, belki bir münâfık ilhâk etmiş.” demişler.

Hem meselâ o vakit, cehâlet sisiyle muhât İngiltere, İspanya’da yeni gurûb; Amerika’da gündüz; Çin’de, Japonya’da sabah olduğu gibi.. başka yerlerde başka esbâb-ı mâniaya binâen elbette görülmeyecek. Şimdi bu akılsız mu'terize bak, diyor ki: “İngiltere, Çin, Japon, Amerika gibi akvâmın tarihleri bundan bahsetmiyor. Öyle ise vukû' bulmamış.” Bin nefrîn onun gibi Avrupa kâselislerinin başına!..

Beşinci Nokta

BEŞİNCİ NOKTA: İnşikak-ı kamer, kendi kendine bazı esbâba binâen vukû' bulmuş tesâdüfî, tabîi bir hâdise değil ki; âdi ve tabîi kanunlarına tatbik edilsin. Belki şems ve kamerin Hàlık-ı Hakîmi, resûlünün risaletini tasdik ve da'vâsını tenvir için hàrikulâde olarak o hâdiseyi îka' etmiştir. Sırr-ı irşad ve sırr-ı teklif ve hikmet-i risaletin iktizasıyla, hikmet-i Rubûbiyetin istediği insanlara ilzam-ı hüccet için gösterilmiştir. O sırr-ı hikmetin iktiza etmedikleri, istemedikleri ve da'vâ-yı nübüvveti henüz işitmedikleri aktâr-ı zemindeki insanlara göstermemek için, sis ve bulut ve ihtilâf-ı metâli' haysiyetiyle; bazı memleketin kameri daha çıkmaması ve bazıların Güneşleri çıkması ve bir kısmının sabahı olması ve bir kısmının güneşi yeni gurûb etmesi gibi, o hâdiseyi görmeye mâni pek çok esbâba binâen gösterilmemiş. Eğer umum onlara dahi gösterilse idi; o hâlde, ya işâret-i Ahmediye’nin (A.S.M.) neticesi ve mu'cize-i nübüvvet olarak gösterilecekti.. o vakit risaleti, bedâhet derecesine çıkacaktı. Herkes tasdike mecbur olurdu. Aklın ihtiyarı kalmazdı. Îmân ise, aklın ihtiyarıyladır. Sırr-ı teklif zâyi' olurdu. Eğer sırf bir hâdise-i semâviye olarak gösterilse idi, risalet-i Ahmediye (A.S.M.) ile münâsebeti kesilirdi. Ve Onunla hususiyeti kalmazdı.

Elhâsıl: Şakk-ı kamerin imkânında şübhe kalmadı, kat'î isbât edildi. Şimdi, vukû'una delâlet eden çok bürhânlarından altısına (Hâşiye) [^12] işâret ederiz. Şöyle ki:

[^12]:(Hâşiye) Yani, altı defa icmâ sûretinde, vukû'una dair altı hüccet vardır. Bu makam çok izâha lâyık iken, maatteessüf kısa kalmıştır.

Ehl-i adâlet olan sahâbelerin, vukû'una icmâı.. ve ehl-i tahkîk umum müfessirlerin, ﴾ وَانْشَقَّ الْقَمَرُ ﴿ tefsirinde onun vukû'una ittifakı..

4–6 Ekim 2026 · İstanbul

13. Uluslararası Bediüzzaman Sempozyumu

Sempozyum programı, tebliğler ve kayıt bilgileri için sempozyum sitesini ziyaret edin.