İstanbul İlim ve Kültür Vakfı
Sayfa 429 / 507
429

fışkıran envâr-ı tevhid ve o merkez-i İslâmiyedeki ehl-i îmânın mühim bir nokta-i istinâdı, o büyük câmilerin arkalarındaki tekyelerde “Allah! Allah!” diyenlerin kuvvet-i îmâniyeleri ve mârifet-i İlâhiyeden gelen bir muhabbet-i rûhâniye ile cûş u hurûşlarıdır!

İşte ey akılsız hamiyet-fürûşlar ve sahtekâr milliyet-perverler! Tarîkatın, hayat-ı ictimâiyenizde bu hasenesini çürütecek hangi seyyiâtlardır, söyleyiniz?..

Dördüncü Telvih

Dördüncü Telvih: Meslek-i velâyet çok kolay olmakla beraber çok müşkülâtlıdır, çok kısa olmakla beraber çok uzundur, çok kıymetdâr olmakla beraber çok hatarlıdır, çok geniş olmakla beraber çok dardır.

İşte bu sırlar içindir ki; o yolda sülûk edenler bazen boğulur, bazen zararlı düşer, bazen döner başkalarını yoldan çıkarır.

Ezcümle: Tarîkatta “seyr-i enfüsî” ve “seyr-i âfâkî” tâbirleri altında iki meşreb var.

Enfüsî meşrebi; nefisten başlar, hàriçten gözünü çeker, kalbe bakar, enâniyeti deler geçer, kalbinden yol açar, hakikati bulur. Sonra âfâka girer. O vakit âfâkı nurânî görür. Çabuk o seyri bitirir. Enfüsî dâiresinde gördüğü hakikati, büyük bir mikyâsta onda da görür. Turuk-u hafiyenin çoğu bu yol ile gidiyor. Bunun da en mühim esâsı; enâniyeti kırmak, hevâyı terketmek, nefsi öldürmektir.

İkinci meşreb; âfâktan başlar, o dâire-i kübrânın mezâhirinde cilve-i esmâ ve sıfâtı seyredip, sonra dâire-i enfüsiyeye girer. Küçük bir mikyâsta, dâire-i kalbinde o envârı müşâhede edip, onda en yakın yolu açar. Kalb âyine-i Samed olduğunu görür, aradığı maksada vâsıl olur.

İşte birinci meşrebde sülûk eden insanlar nefs-i emmâreyi öldürmeye muvaffak olamazsa, hevâyı terkedip enâniyeti kırmazsa; şükür makamından, fahr makamına düşer.. fahirden gurura sukùt eder. Eğer muhabbetten gelen bir incizab ve incizabdan gelen bir nev'i sekir beraber bulunsa, “şatahat” nâmıyla haddinden çok fazla da'vâlar ondan sudûr eder. Hem kendi zarar eder, hem başkasının zararına sebeb olur.

Meselâ: Nasıl ki bir mülâzım, kendinde bulunan kumandanlık zevkiyle ve neş'esiyle gururlansa, kendini bir müşîr zanneder. Küçücük dâiresini, o küllî dâire ile iltibas eder. Ve bir küçük âyinede görünen bir güneşi, denizin yüzünde haşmetiyle cilvesi görünen güneşle bir cihet-i müşâbehetle iltibasa sebeb olur, öyle de; çok ehl-i velâyet var ki, bir sineğin bir tavus kuşuna nisbeti gibi, kendinden o derece büyük olanlardan kendini büyük görür ve öyle de müşâhede ediyor, kendini haklı buluyor.

4–6 Ekim 2026 · İstanbul

13. Uluslararası Bediüzzaman Sempozyumu

Sempozyum programı, tebliğler ve kayıt bilgileri için sempozyum sitesini ziyaret edin.