İstanbul İlim ve Kültür Vakfı
Sayfa 237 / 507
237

kadar kıymetli yapabilir. Ve hadsiz efrâdı, gayet kıymetdâr bir sûrette icâd ederek; şu görünen hadsiz mebzûliyet ve nihâyetsiz ucuzluk lisânıyla, cûd-u mutlakını gösterir ve hadsiz sehàvetini ve nihâyetsiz hallâkıyetini izhâr eder.

##### Üçüncü Menba

Üçüncü menba' olan tecellî-i Ehadiyet: Yani Sâni'-i Zülcelâl, cisim ve cismânî olmadığı için, zaman ve mekân Onu kayıd altına alamaz. Ve kevn ve mekân, Onun şühûduna ve huzuruna müdâhale edemez. Ve vesâit ve ecrâm, Onun fiiline perde çekemez. Teveccühünde, tecezzî ve inkısam olmaz. Bir şey, bir şeye mâni olmaz. Hadsiz ef'âli, bir fiil gibi yapar. Onun içindir ki; bir çekirdekte, koca bir ağacı ma'nen dercettiği gibi; bir âlemi, bir tek ferdde dercedebilir. Bütün âlem, bir tek ferd gibi dest-i kudretinde çevrilir. Şu sırrı başka Sözlerde izâh ettiğimiz gibi, deriz ki:

Nasıl ki nurâniyet itibariyle bir derece kayıtsız olan güneşin timsâli herbir cilâlı parlak şeyde temessül eder. Binlerle, milyonlarla âyineler nuruna mukâbil gelse, bir tek âyine gibi inkısam etmeden bizzat herbirinde cilve-i misâliyesi bulunur. Eğer âyinenin isti'dâdı olsa, güneş, azametiyle onda âsârını gösterebilir; bir şey, bir şeye mâni olamaz. Binler, bir gibi ve binler yere, bir yer gibi kolay girer. Herbir yer, binler yer kadar o güneşin cilvesine mazhar olur.

İşte ﴾ وَلِلّٰهِ الْمَثَلُ الْاَعْلَى ﴿ şu kâinât Sâni'-i Zülcelâl’inin, nur olan bütün sıfâtıyla ve nurânî olan bütün esmâsıyla, teveccüh-ü ehadiyet sırrıyla öyle bir tecellîsi var ki; hiçbir yerde olmadığı hâlde, her yerde hâzır ve nâzırdır. Teveccühünde inkısam olmaz. Aynı ânda, her yerde, külfetsiz, müzâhemesiz her işi yapar.

İşte şu imdâd-ı vâhidiyet ve yüsr-ü vahdet ve tecellî-i ehadiyet sırrıyladır ki; bütün mevcûdât, bir tek Sâni'a verildiği vakit; o bütün mevcûdât, bir tek mevcûd gibi kolay ve sühûletli olur. Ve herbir mevcûd, hüsn-ü san'atça, bütün mevcûdât kadar kıymetli olabilir. Nasıl ki mevcûdâtın hadsiz mebzûliyeti içinde, herbir ferdde hadsiz dekàik-ı san'atın bulunması bu hakikati gösteriyor. Eğer o mevcûdât, doğrudan doğruya bir tek Sâni'a verilmezse; o zaman herbir mevcûd, bütün mevcûdât kadar müşkülâtlı olur ve bütün mevcûdât, bir tek mevcûd kıymetine sukùt eder, iner. Şu hâlde ya hiçbir şey vücûda gelmeyecek veya gelse de kıymetsiz, hiçe inecektir.

İşte şu sırdandır ki; ehl-i felsefenin en ziyâde ileri gidenleri olan sofestâiler, tarîk-ı haktan yüzlerini çevirdiklerinden, küfür ve dalâlet tarîkine bakmışlar, görmüşler ki; şirk yolu, tarîk-ı haktan ve Tevhid yolundan yüzbin defa daha müşkülâtlıdır; nihâyet derecede gayr-ı ma'kuldür. Onun için, bilmecbûriye, herşeyin vücûdunu inkâr ederek akıldan istifâ etmişler.

4–6 Ekim 2026 · İstanbul

13. Uluslararası Bediüzzaman Sempozyumu

Sempozyum programı, tebliğler ve kayıt bilgileri için sempozyum sitesini ziyaret edin.