İstanbul İlim ve Kültür Vakfı
Sayfa 110 / 507
110

o yemekten herbir ezvâcına birer kâse gönderildi. Sonra kendine, hem Ali’ye, hem Fâtıma ve evlâdlarına birer kâse ayrıldıktan sonra, Hazret-i Fâtıma der: “Tenceremizi kaldırdık, daha dolu olup, taşıyordu. Meşîet-i İlâhiye ile, hayli zaman o yemekten yedik.”

Acaba niçin bu nurânî, yüksek silsile-i rivâyetten gelen şu mu'cize-i berekete, gözün ile görmüş gibi inanmıyorsun? Evet, buna karşı şeytan dahi bahâne bulamaz.

On Üçüncü Misal

Onüçüncü Misâl: Ebû Dâvud ve Ahmed İbn-i Hanbel ve İmâm-ı Beyhakî gibi sadûk imâmlar, Dükeynü'l-Ahmes İbn-i Saidi'l-Müzenî’den, hem altı kardeş ile beraber sohbete müşerref ve sahâbelerden olan Nu'man İbn-i Mukarrini'l-Ahmesiyyi'l-Müzenî’den, hem Cerîr’den naklederek, müteaddid tarîklerle Hazret-i Ömer İbni'l-Hattâb’dan naklediyorlar ki: Resûl-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm, Hazret-i Ömer’e emretti: “Ahmesî kabilesinden gelen dört yüz atlıya, yolculuk için zâd ü zahîre ver!” Hazret-i Ömer dedi: “Yâ Resûlallâh! Mevcûd zâhire, birkaç sâ'dır. Kümesi, oturmuş bir deve yavrusu kadardır.” Fermân etti: “Git ver!” O da gitti, yarım yük hurmadan, dörtyüz süvariye kifâyet derecesinde zâd u zâhire verdi. Ve dedi: “Hiç noksan olmamış gibi eski hâlinde kaldı.”

İşte şu mu'cize-i bereket, dörtyüz adamla ve bâhusus Hazret-i Ömer ile münâsebetdâr bir sûrette vukû'a gelmiştir. Rivâyetlerin arkasında bunlar var. Bunların sükûtu, tasdiktir. İki-üç haber-i vâhid deyip, geçme! Böyle hâdiseler haber-i vâhid dahi olsa, tevâtür-ü manevî hükmünde kanâat verir.

On Dördüncü Misal

Ondördüncü Misâl: Başta Buhârî ve Müslim, kütüb-ü sahîha haber veriyorlar ki: Hazret-i Câbir’in pederi vefât eder; borcu çok, ziyâde medyûn. Borç sâhibleri de Yahudîler. Câbir, pederinin asıl malını guremâya verdi, kabûl etmediler. Hâlbuki bağındaki meyveleri, kaç senede deynine kâfî gelmeyecek. Resûl-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm fermân etti: “Bağın meyvelerini koparınız, harman ediniz!” Öyle yaptılar. Resûl-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm, harman içinde gezdi, duâ etti. Sonra Câbir, harmandan pederinin bütün guremâsının borçlarını verdikten sonra; yine, bir senede bağdan gelen mahsulât kadar harmanda kaldı. Bir rivâyette, bütün guremâya verdiği kadar kaldı. O hâdiseden borç sâhibleri olan Yahudîler, çok taaccüb edip hayrette kaldılar.

İşte şu mu'cize-i bâhire-i bereket, yalnız Hazret-i Câbir gibi birkaç râvilerin haberi değil, belki manevî tevâtür hükmünde, o hâdise ile münâsebetdâr, hadd-i tevâtür derecesinde çok adamları temsîl ederek rivâyet etmişler.

4–6 Ekim 2026 · İstanbul

13. Uluslararası Bediüzzaman Sempozyumu

Sempozyum programı, tebliğler ve kayıt bilgileri için sempozyum sitesini ziyaret edin.