Şu ihbar-ı gayb kısmının yüzden birisini akıl gözüyle gören bir zâta “dâhî-i a'zam” denilir ki, ferâsetiyle istikbâli keşfediyor. Binâenaleyh, senin gibi haydi dehâ desek; yüz dâhî-i a'zam derecesinde bir dehâ-yı kudsiyeyi taşıyan bir adam, yanlış görür mü? Yanlış haber vermeye tenezzül eder mi? Böyle yüz derece bir dehâ-yı a'zam sâhibinin saâdet-i dâreyne dair sözlerini dinlememek, elbette yüz derece divâneliğin alâmetidir.
Altıncı Nükteli İşaret
ALTINCI NÜKTELİ İŞÂRET:
–Nakl-i sahîh-i kat'î ile– Hazret-i Fâtıma’ya (R.A.) fermân etmiş ki:
اَنْتِ اَوَّلُ اَهْلِ بَيْتِى لُحُوقًا بِى deyip, “Âl-i Beyt’imden herkesten evvel vefât edip, bana iltihak edeceksin.” diye söylemiş. Altı ay sonra haber verdiği gibi aynen zuhûr etmiş.
Hem Ebû Zerr’e fermân etmiş:
سَتُخْرَجُ مِنْ هُنَا وَتَعِيشُ وَحْدَكَ وَتَمُوتُ وَحْدَكَ deyip, Medine’den nefyedilip, yalnız hayat geçirip, yalnız bir sahrâda vefât edeceğini haber vermiş. Yirmi sene sonra haber verdiği gibi çıkmış.
Hem Enes İbn-i Mâlik’in halası olan Ümm-ü Haram’ın hânesinde uykudan kalkmış, tebessüm edip fermân etmiş:
رَاَيْتُ اُمَّتِى يَغْزُونَ فِى الْبَحْرِ كَالْمُلُوكِ عَلَى الْاَسِرَّةِ Ümm-ü Haram niyâz etmiş: “Duâ ediniz, ben de onlarla beraber olayım.” Fermân etmiş: “Beraber olacaksın.” Kırk sene sonra, zevci olan Ubâde İbn-i Sâmit refâkatiyle Kıbrıs’ın fethine gitmiş; Kıbrıs’ta vefât edip, mezarı ziyaretgâh olmuş. Haber verdiği gibi aynen zuhûr etmiş.
Hem –nakl-i sahîh-i kat'î ile– fermân etmiş ki:
يَخْرُجُ مِنْ ثَقِيفَ كَذَّابٌ وَمُبِيرٌ yani: “Sakif kabilesinden biri da'vâ-yı nübüvvet edecek ve biri, hunhar zâlim zuhûr edecek.” deyip, nübüvvet da'vâ eden meşhûr Muhtar’ı ve yüzbin adam öldüren Haccâc-ı Zâlim’i haber vermiş.
Hem –nakl-i sahîh-i kat'î ile–
سَتُفْتَحُ الْقُسْطَنْطِينِيَّةُ فَنِعْمَ الْاَمِيرُ اَمِيرُهَا وَنِعْمَ الْجَيْشُ جَيْشُهَا deyip, İstanbul’un İslâm eliyle fetholacağını ve Hazret-i Sultan Mehmed Fâtih’in
