İstanbul İlim ve Kültür Vakfı
Sayfa 86 / 507
86

İkincisi: Asr-ı Saâdetinde mazhar olduğu hàrikalardır. Şu ikinci kısım dahi iki kısımdır: Biri: Zâtında, sîretinde, sûretinde, ahlâkında, kemâlinde zâhir olan delâil-i nübüvvettir. İkincisi: Âfâkî, haricî şeylerde mazhar olduğu mu'cizâttır. Şu ikinci kısım dahi iki kısımdır: Biri: Manevî ve Kur'ânîdir. Diğeri: Maddî ve ekvânîdir. Şu ikinci kısım dahi iki kısımdır. Biri: Da'vâ-yı nübüvvet vaktinde, ehl-i küfrün inâdını kırmak veyâhut ehl-i îmânın kuvvet-i îmânını ziyâdeleştirmek için zuhûra gelen hàrikulâde mu'cizâttır. Şakk-ı kamer ve parmağından suyun akması ve az taamla çokları doyurması ve hayvan ve ağaç ve taşın konuşması gibi yirmi nev'.. ve herbir nev'i manevî tevâtür derecesinde ve herbir nev'in de çok mükerrer efrâdı vardır. İkinci kısım: İstikbâlde ihbar ettiği hâdiselerdir ki, Cenâb-ı Hakk’ın ta'limiyle o da haber vermiş, haber verdiği gibi doğru çıkmıştır. İşte biz de şu âhirki kısımdan başlayıp icmâlî bir fihriste göstereceğiz. (Hâşiye) [^1]

[^1]:(Hâşiye) Maatteessüf niyet ettiğim gibi yazamadım. İhtiyarsız olarak nasıl kalbe geldi; öyle yazıldı. Şu taksimattaki tertibi tamamıyla mürâat edemedim.

Dördüncü Nükteli İşaret

DÖRDÜNCÜ NÜKTELİ İŞÂRET:

Resûl-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm’ın, Allâmü'l-guyûb’un ta'limiyle haber verdiği umûr-u gaybiye, had ve hesaba gelmez. İ'câz-ı Kur'âna dair olan Yirmibeşinci Söz’de envâ'ına işâret ve bir derece izâh ve isbât ettiğimizden, geçmiş zamana dair ve enbiyâ-yı sâbıkaya dair ve hakàik-ı İlâhiyeye ve hakàik-ı kevniyeye ve hakàik-ı uhreviyeye dair ihbarât-ı gaybiyelerini Yirmibeşinci Söz’e havâle edip, şimdilik bahsetmeyeceğiz. Yalnız, kendinden sonra sahâbe ve Âl-i Beyt’in başına gelen ve ümmetin ileride mazhar olacağı hâdisâta dair pek çok ihbarât-ı sâdıka-i gaybiyesi kısmından cüz'î birkaç misâline işâret edeceğiz. Ve şu hakikat tamamıyla anlaşılmak için, “Altı Esâs” mukaddime olarak beyân edeceğiz.

Birinci Esas

Birinci Esâs: Resûl-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm’ın, çendan her hâli ve her tavrı, sıdkına ve nübüvvetine şâhid olabilir; fakat her hâli, her tavrı hàrikulâde olmak lâzım değildir. Çünkü Cenâb-ı Hak, Onu beşer sûretinde göndermiş, tâ insanın ahvâl-i ictimâiyelerinde ve dünyevî, uhrevî saâdetlerini kazandıracak a'mâl ve harekâtlarında rehber olsun ve imâm olsun ve herbiri birer mu'cizât-ı kudret-i İlâhiye olan âdiyât içindeki hàrikulâde olan san'at-ı Rabbâniyeyi ve tasarruf-u kudret-i İlâhiyeyi göstersin. Eğer ef'âlinde beşeriyetten çıkıp hàrikulâde olsaydı, bizzat imâm olamazdı; ef'âliyle, ahvâliyle, etvârıyla ders veremezdi. Fakat, yalnız nübüvvetini muannidlere karşı isbât etmek için hàrikulâde işlere mazhar olur ve inde'l-hâce arasıra mu'cizâtı gösterirdi. Fakat, sırr-ı teklif olan imtihan ve tecrübe muktezâsıyla, elbette bedâhet derecesinde

4–6 Ekim 2026 · İstanbul

13. Uluslararası Bediüzzaman Sempozyumu

Sempozyum programı, tebliğler ve kayıt bilgileri için sempozyum sitesini ziyaret edin.