Beşinci Sualiniz
Beşinci suâliniz: Sinn-i mükellefiyet onbeş sene kabûl ediliyor. Hazret-i Peygamber Aleyhissalâtü Vesselâm, Nübüvvetten evvel nasıl ibâdet ederdi?
Elcevab: Hazret-i İbrahim Aleyhisselâm’ın, Arabistan’da, çok perdeler altında cereyan eden bâkiye-i dini ile; fakat farziyet ve mecburiyet sûretiyle değil, belki ihtiyarıyla ve mendubiyet sûretiyle ibâdet ederdi. Şu hakikat uzundur, şimdilik kısa kalsın.
Altıncı Sualiniz
Altıncı suâliniz: Sinn-i kemâl itibar olunan kırk yaşında nübüvvetin gelmesi ve ömr-ü saâdetlerinin altmışüç olmasındaki hikmet nedir?
Elcevab: Hikmetleri çoktur, birisi şudur ki: Nübüvvet, gayet ağır ve büyük bir mükellefiyettir. Melekât-ı akliye ve isti'dâdât-ı kalbiyenin inkişafı ve tekemmülü ile o ağır mükellefiyet tahammül edilir. O tekemmülün zamanı ise kırk yaşıdır. Hem hevesât-ı nefsâniyenin heyecanlı zamanı ve harâret-i garîziyenin galeyânlı hengâmı ve ihtirasat-ı dünyeviyenin feverânlı vakti olan gençlik ve şebâbiyet ise, sırf İlâhî ve uhrevî ve kudsî olan vezâif-i Nübüvvete muvâfık düşmüyor. Kırktan evvel ne kadar ciddi ve hàlis bir adam olsa da, şöhret-perestlerin hâtırlarına “belki dünyanın şân ü şerefi için çalışır” vehmi gelir. Onların ittihamından çabuk kurtulamaz. Fakat kırktan sonra, mâdem kabir tarafına nüzûl başlıyor ve dünyadan ziyâde âhiret ona görünüyor. Harekât ve a'mâl-i uhreviyesinde çabuk o ittihamdan kurtulur ve muvaffak olur. İnsanlar da sû-i zandan kurtulur, halâs olur.
Amma ömr-ü saâdetinin altmışüç olması ise, çok hikmetlerinden birisi şudur ki: Şer'an ehl-i îmân, Resûl-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm’ı gayet derecede sevmek ve hürmet etmek ve hiçbir şeyinden nefret etmemek ve her hâlini güzel görmekle mükellef olduğundan, altmıştan sonraki meşakkatli ve musîbetli olan ihtiyarlık zamanında, Habîb-i Ekrem’ini bırakmıyor; belki imâm olduğu ümmetin ömr-ü gâlibi olan altmışüçte mele-i a'lâya gönderiyor; yanına alıyor; her cihette imâm olduğunu gösteriyor...
Yedinci Sualiniz
Yedinci Suâliniz:
خَيْرُ شَبَابِكُمْ مَنْ تَشَبَّهَ بِكُهُولِكُمْ وَشَرُّ كُهُولِكُمْ مَنْ تَشَبَّهَ بِشَبَابِكُمْ
Hadîs midir; bundan murad nedir?
Elcevab: Hadîs olarak işitmişim. Murad da şudur ki: “En hayırlı genç odur ki; ihtiyar gibi ölümü düşünüp âhiretine çalışarak, gençlik hevesâtına esir olmayıp gaflette boğulmayandır. Ve ihtiyarlarınızın en kötüsü odur ki; gaflette ve hevesâtta gençlere benzemek ister, çocukçasına hevesât-ı nefsâniyeye tâbi olur.”
