İstanbul İlim ve Kültür Vakfı
Sayfa 420 / 507
420

Şimdiki Hıristiyanlık dini ise; “velediyet akîdesi”ni kabûl ettiği için, vesâit ve esbâba te'sir-i hakîki verir. Din nâmına enâniyeti kırmaz; belki Hazret-i İsâ Aleyhisselâm’ın bir mukaddes vekili diye, o enâniyete bir kudsiyet verir. Onun için, dünyaca en büyük makam işgal eden Hıristiyan hàvâsları, tam dindar olabilirler. Hattâ Amerika’nın esbak Reis-i Cumhûru Wilson ve İngiliz’in esbak Reis-i Vükelâsı Loyd George gibi çoklar var ki, müteassıb birer papaz hükmünde dindar oldular. Müslümanlarda ise, öyle makamlara girenler, nâdiren tam dindar ve salâbetli kalırlar. Çünkü, gururu ve enâniyeti bırakamıyorlar. Takvâ-yı hakîki ise, gurur ve enâniyetle ictimâ' edemiyor.

Evet, nasıl ki Hıristiyan hàvâssının taassubu, Müslüman hàvâslarının adem-i salâbeti mühim bir farkı gösteriyor, öyle de; Hıristiyandan çıkan feylesoflar dinlerine karşı lâkayd veya muârız vaziyeti alması ve İslâmdan çıkan hükemâların kısm-ı a'zamı, hikmetlerini esâsât-ı İslâmiyeye bina etmesi; yine mühim bir farkı gösteriyor.

Hem ekseriyetle zindânlara ve musîbetlere düşen âmî Hıristiyanlar, dinden medet beklemiyorlar. Eskiden çoğu dinsiz oluyordular. Hattâ Fransa’nın İhtilâl-i Kebîrini çıkaran ve “serseri dinsiz” tâbir edilen tarihçe meşhûr inkılâpçılar, o musîbet-zede avâm kısmıdır. İslâmiyette ise, ekseriyet-i mutlaka ile hapse ve musîbete düşenler, dinden medet beklerler ve dindar oluyorlar. İşte bu hâl dahi, mühim bir farkı gösteriyor.

Üçüncü İşaret

Üçüncü İşâret: Ehl-i bid'a diyorlar ki: “Bu taassub-u dinî, bizi geri bıraktı. Bu asırda yaşamak, taassubu bırakmakla olur. Avrupa, taassubu bıraktıktan sonra terakkî etti?

Elcevab: Yanlışsınız ve aldanmışsınız veya aldatıyorsunuz! Çünkü Avrupa, dinine müteassıbdır. Hattâ bir âdi Bulgara veya bir nefer-i İngiliz’e veya bir serseri Fransıza “Sarık sar. Sarmazsan hapse atılacaksın!” denilse, taassubları muktezâsınca diyecek: “Hapse değil, öldürseniz bile, dinime ve milliyetime bu hakareti yapmayacağım!..”

Hem tarih şâhiddir ki; Ehl-i İslâm, ne vakit dinine tam temessük etmiş ise, o zamana nisbeten terakkî etmiş. Ne vakit salâbeti terketmişse, tedennî etmiş. Hıristiyanlık ise, bil'akistir. Bu da, mühim bir fark-ı esâsîden neş'et etmiş.

Hem İslâmiyet, sâir dinlere kıyâs edilmez. Bir Müslüman, İslâmiyetten çıksa ve dinini terketse, daha hiçbir peygamberi kabûl edemez; belki Cenâb-ı Hakk’ı dahi ikrar edemez ve belki hiçbir mukaddes şeyi tanımaz; belki kendinde kemâlâta medâr olacak bir vicdân bulunmaz, tefessüh eder. Onun için İslâmiyet nazarında, harbî kâfirin hakk-ı hayatı var.

4–6 Ekim 2026 · İstanbul

13. Uluslararası Bediüzzaman Sempozyumu

Sempozyum programı, tebliğler ve kayıt bilgileri için sempozyum sitesini ziyaret edin.